Frankenstein’a Psikanalitik Bir Bakış

”Yazar öyküsünü kurguladıktan sonra, eşinin desteğiyle bunu bir romana dönüştürmüştür. Yazılış biçiminden de görüleceği üzere Frankenstein, yazarın ruh halinden önemli izler taşır. Daha da ileri gidersek romanın Jung’un tabiriyle Shelly’nin gölgesiyle yüzleşmesi sonucu ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Jung’un teorisinde gölge, insanın bastırılmış arzularının konumlandığı, karanlıkta kalan, ilk günah olan baba cinayetinin dahi saklandığı ve gözden uzak tutulduğu yerdir. Öte yandan bu karanlık ve yıkıcı güçlerin kol gezdiği alanda yaratıcı bir enerji de mevcuttur. Bu nedenle de yaratıcılık, ancak burayla ilişki kurulabildiği takdirde mümkün olur. Bu bağlamda okuduğumuzda Frankenstein romanının yazarın gölgesine dair bir sözü olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Peki gölgesiyle yüzleştiğinde Shelly’nin gördüğü nedir? Herkesin kaçtığı, kimsenin yüzüne doğrudan bakamadığı, insanlara dehşet saçan, öte yandan konuşanlarda merhametle karışık öfke gibi ikircikli duygular uyandıran iblis… Bu iblis, yazarın ve dönemin toplumunun bilinçdışında yer etmiş, yasaklanan arzuların, korkuların ve suçluluk duygularının yansıtıldığı etnik ötekiden başkası değildir. Her ötekinin ötekisine organik bir bağla bağlı olmasının en iyi kanıtı ise, bu iblisin popüler kültürde ve insanlar arasında oldum olası yaratıcısı doktorun, Frankenstein’ın adıyla anılmasıdır.” (Zeynep Arıkan)

Yazının tamamı için tıklayın.

“Hatırlamak Üzerine: Freud ve Green”

ADMIN adlı kullanıcının avatarıUluslararası Psikanaliz Yıllığı

25 Mayıs 2014 tarihinde ULUSLARARASI PSİKANALİZ YILLIĞI ve ROBİNSON CRUSOE 389 KİTABEVİ ortak etkinliği olarak, Salt Beyoğlu’nda  gerçekleştirilen konferansın metnidir.  

Bella Habip, Eğitim Psikanalisti ve Süpervizör

Uluslararası Psikanaliz Dergisi’nin Türkçede yayımlanan Yıllığı 6. yaşına bastı. Yıllığımızın tanıtım toplantısında psikanalitik bir meseleyi, şimdiye kadar yayımlanmış yıllıklar içindeki bir makale çerçevesinde tartışmaya açmayı tarafıma öneren yayın kurulu üyelerine ve tabii bizi bu güzel ortamda ağırlayan Robinson Crusoe Kitabevi ve Salt Beyoğlu yetkililerine teşekkür ederim.

Bu sunumun konusu hatırlamak üzerine, kısacası bellek üzerine olacak. Bu konuyu seçmemi tetikleyen başlıca unsur bu buluşmanın semtinin tarihi Beyoğlu olması ve projemize sahip çıkan kitapevinin köklü bir kurum olmasıdır diyebilirim. Bu iki mekânın ortaklaşa benim imgelemimde işaret ettiği alan bellek oldu. Bu arada itiraf etmeliyim, Salt Beyoğlu gibi yine böyle tarihi bir mekânda kurulmuş bir sanat galerisi içinde Freud’un bellek kuramını konuşmak ve konuşturmakla kendimi adeta çağdaş sanattaki yerleştirme çalışmasının bizzat içinde bulmuş gibi hissediyorum.

Bellek konusunu 2009…

View original post 1.640 kelime daha

Freud’un En Sadık Dostları: Wolf, Lün-Yu ve Yofi

Freud’un köpeklerle ilişkisi hayatının ancak son dönemlerinde, kızı Anna’nın eve getirdiği Wolf isimli bir Alman çoban köpeği ile başlar. Anna’nın yalnız çıktığı yürüyüşlerde kendisine eşlik etmesi için aldığı bu köpekle Freud o kadar sıcak bir ilişki kurar ki, Anna ikisini açıkça kıskanır. 1925 yılında şöyle yazmıştır: “Babama doğumgünü hediyesi vermedim çünkü uygun bir hediye olduğunu zannetmiyorum. Sadece Wolf’un şaka olsun diye çizdiğim bir resmini verdim ona çünkü bana öyle geliyor ki bana olan tüm ilgisini Wolf’a aktarmış durumda.” (1938’de Viyana’yı terk etmeden önce çekilen fotoğraflarda, Freud’un ofisinde bu resmin halen asılı olduğu görülür).

wolf sketch

1928’de, Anna’nın yakın bir arkadaşı Freud’a Lün-Yu adında chow chow cinsi köpeğini hediye eder. Ne yazık ki, Lün-Yu 15 ay sonra Salzburg’da bir tren istasyonunda kaybolur, birkaç gün sonra da raylarda ölü bulunur. Bu ölüm Freud’u çok etkiler, 7 ay boyunca yas tutar. 7 ayın sonunda, Lün-Yu’nun kız kardeşi Yofi’yi (Almanca yazılışı: Jofi) sahiplenir.

freud chow chow larla

Yofi geldikten kısa bir süre sonra, Freud’un kanserli çenesine yeni bir protez yaptırmak için uzun süreli bir Berlin seyahatine çıkması gerekir. Eşi Martha köpeklerden hoşlanmadığı için, Yofi’yi geçici olarak barınağa bırakırlar. Freud’un aklı orada kalır. Martha’ya yazdığı mektupta, “Yofi’yi ziyaret ediyor musunuz? Onu çok özledim” derDöndükten sonra da Yofi ile yoğun bir biçimde ilgilenir. Çene ağrıları nedeniyle çoğu zaman bitiremediği yemeğini, tabağıyla birlikte Yofi’nin önüne koyar. Artık kendisi için iyice zorlaşmış olan analiz seanslarının süresinin dolduğunu, kendisine eşlik eden Yofi esneyip gerinmeye başladığında anlar.

Freud ve Yofi, Freud'un Viyana'daki ofisinde. Tarih bilinmiyor.
Freud ve Yofi, Freud’un Viyana’daki ofisinde. Tarih bilinmiyor.

Yofi, 11 Ocak 1937’de ölür. Freud, Arnold Zweig’a yazdığı mektupta duygularını şöyle ifade eder: “Diğer yaslardan çok daha farklı, gerçek dışı bir durum. Ne zaman alışacağımı merak ediyorum. Ama elbette, yedi yıllık yakın bir ilişkinin ardından bunun kolay olmayacağı ortada.”

Kaynak: http://www.theguardian.com/theguardian/2002/mar/23/weekend7.weekend3

Tut ki Kadın Yok (Etik ve Yüceltim)

731792

Yazar: Joan Copjec

Çeviri: Barış Engin Aksoy

Yayınevi: Encore

Rossini’ye en büyük bestecinin kim olduğunu sormuşlar, o da “Beethoven” diye yanıtlamış. “Peki Mozart?” denince Rossini, serinkanlı bir şekilde cevabı yapıştırmış: “Mozart en büyük besteci değil, tek besteci.” Aynısı Joan Copjec için de söylenmeli: Amerikalı Lacancıların “en büyüğü” değil, çok daha radikal anlamda Amerikalı tek Lacancı o. Bu yeni kitabı herhangi bir ölçüte göre “büyük” değil, “büyüklük” ölçütlerini yeniden tanımlıyor. Kitapta Lacancı psikalaniz ve feminizm her iki alanı da yeniden yapılandıran bir şekilde bir araya geliyor. Tut Ki Kadın Yok’u okuduktan sonra hâlâ eskisi gibi devam edenler, yirminci yüzyılda filojistonu savunan fizikçilere benzeyecektir. Joan Copjec’in kitabı ancak Beauvior’nın İkinci Cins’i gibi kitapların yaklaşabileceği bir düzeyde.

Slavoj Zizek

Bastırma ve Bastırılanın Geri Dönüşü

bastırma

Yazar: Sigmund Freud

Çeviri: Oya Kasap

Yayınevi: Telos Yayınları

Bastırma kavramı psikanaliz kuramının kalbinde yer alır. Freud’un deyişiyle: “Bastırmayı merkeze alıp psikanaliz kuramın bütün öğelerini onunla ilişkisinde konumlandırmak olasıdır.” Kitap 1915 tarihli Bastırma makalesi ile birlikte 1939 yılında ilk basımı yapılan Musa ve Tektanrılı Din adlı yapıttaki Bastırılanın Geri Dönüşü pasajını ve 1923 tarihli Hayırlama makalesini Oya Kasap’ın özenli çevirisiyle bir araya getiriyor.