Bağlar üzerine (Bion)

Rahatsızlığın kökeninin iki boyutu vardır. Bir yanda, hastanın doğuştan getirdiği bir aşırı yıkıcılık, nefret ve haset eğilimi vardır. Diğer yanda ise, en kötü ihtimalde, hastanın bölme ve yansıtmalı özdeşim mekanizmalarını kullanmasına izin vermeyen bir çevre vardır. Bazı durumlarda, hasta ile çevre arasındaki veya hastanın kişiliğinin farklı yanları arasındaki bağa yönelik yıkıcı saldırılar hastadan kaynaklanır; bazen ise, anneden. Gerçi, bu ikinci seçenekte ve psikotik hastalarda sorumlu asla yalnızca anne değildir. Örselenmeler, yaşamla birlikte başlar. Hasta şu soruyla karşı karşıyadır: Farkında olduğu nesneler nelerdir? Bu nesneler, ister içeride yer alsın ister dışarıda, aslında birer kısmi nesnedir ve bunları salt değilse de ağırlıklı olarak işlevler olarak düşünmemiz gerekir; morfolojik yapılar olarak değil. Hasta somut nesneler üzerinden düşündüğü ve dolayısıyla analistin sofistike zihninde hasta sanki somut bir nesnenin doğasıyla meşgulmüş izlenimi yarattığı için, genelde bu belirttiğim nokta gölgede kalır. Hasta, merakını uyandıran işlevlerin doğasını yansıtmalı özdeşimle keşfeder. Fazla şiddetli oldukları için kendi kişiliğinin kapsayamadığı duyguları da bu işlevlerin arasında yer alır. Yansıtmalı özdeşim, kendi duygularını onları kapsayabilecek kadar güçlü bir kişiliğin içinde keşfetmesine imkan tanır. Bu mekanizmanın kullanımının ya bebeğin duygularının emanetçisi olmayı reddeden anne tarafından ya da annenin bu işlevi göstermesine izin veremeyen hastanın nefret ve hasedi tarafından inkar edilmesi, bebek ile meme arasındaki bağı yok eder. Hal böyle olunca, her tür öğrenmenin kaynağı olan merak itkisi ciddi bir darbe almış olur ve gelişimsel duraklamaya uzanan yol açılır. Ayrıca, bebeğin fazla güçlü duygularıyla baş etmek için kullanacağı temel yöntemin inkar edilmesi yüzünden, her halükarda ağır olan duygusal yaşamın yönetilmesi meselesi iyice tahammül edilemez bir hal alır. Bunun üzerine, nefretin kendisi de dahil olmak üzere tüm duygulara ve onları uyaran dış gerçekliğe karşı nefret duyguları harekete geçirilir. Duygulardan nefret etmek ile yaşamdan nefret etmek arasındaki mesafe hayli kısadır. (…) Bu nefret, duyu izlenimleri ile bilinç arasındaki bağı oluşturan embriyonik düşünce de dahil olmak üzere her tür algı aygıtı için yansıtmalı özdeşime sığınmakla sonuçlanır. Dolayısıyla, ölüm içgüdülerinin hakimiyet kazandığı zamanlarda, yansıtmalı özdeşimin aşırı kullanılması eğilimi pekişmiş olur.

W.R. Bion, Attacks On Linking

1959, International Journal of Psycho-Analysis, 40: 308-315

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s