Freud daha iyisini bulamadı ve bunu değiştirmek gerekmez. Bu sözcüğün kusuru, olumsuz olması, bu da içinde dünyadaki bir şeyi – geri kalanını saymazsak – varsaymayı sağlıyor. Niye olmasın? Fark edilmeyen bir şeye, ‘her yer’ adı, ‘hiçbir yer’ adı kadar uygun düşüyor.
Jacques Lacan. Televizyon. s.41 Çev: Ahmet Soysal
freud
Dirençlerle çalışmak üzerine
Dirençleri aşmak için atılan ilk adımın, analistin direnci açığa çıkarması olduğunu biliyoruz. Analist, hastayı bugüne dek hiç fark etmediği direnciyle tanıştırır. Şimdi bana öyle geliyor ki, analitik pratiğin çömezleri bu ilk adımın çalışmanın tamamı olduğunu zannetmeye meyilli oluyorlar. Hastaya direncini göstermesine rağmen hiçbir değişiklik olmadığı, hatta direncin güçlendiği ve vaziyetin eskisinden de karmaşıklaştığı şikayetiyle bana danışan çokça doktor oldu. Tedavide hiçbir ilerleme kaydedilmiyor gibiydi. Bu kasvetli önsezinin isabetsiz olduğu her seferinde ortaya çıktı. Tedavi, her birinde çok daha tatminkar bir biçimde ilerliyordu. Tüm mesele, analistin direnci isimlendirmenin onu hemen ortadan kaldırmayacağını unutmasından ibaretti. Bir yandan, dirence rağmen, analizin temel kuralı doğrultusunda analitik çalışmaya devam ederken, diğer yandan da yeni yeni tanıştığı bu direnci derinlemesine çalışması ve aşması için hastaya zaman tanımak gerekir. Direnç şahikaya eriştiği zaman, analist de hastasıyla ortaklaşa çalışarak direnci besleyen bastırılmış dürtüsel itkileri keşfedebilir. Hastayı bu tür itkilerin varlığına ve gücüne inandıran da tam da bu tür bir deneyimdir. Doktorun tek seçeneği, beklemek ve suyun akıp yolunu bulmasına izin vermektir. Suyun önüne ne taş koymak mümkündür, ne de daha hızlı akması sağlamak. Bu görüşe sıkı sıkı tutunursa, aslında doğru bir tedavi yürütmesine rağmen başarısız olduğu yanılsamasına kapılmaktan kurtulacaktır.
– Sigmund Freud. Remembering, Repeating and Working-Through (Further Recommendations on the Technique of Psycho-Analysis II).
Freud ve Türkçe edebiyat
cefrande.org sistesi, Talat Parman ve Leyla Erbil gibi isimlerle Freud’un edebiyatla ilişkisi üzerine konuşmuş ve psikanalitik okuma için eleştirmenlerin önerdiği edebiyat metinlerinden ufak bir derleme yapmış. Söyleşiden tadımlık alıntılar şöyle:
Psikanaliz, doğumu sırasında karşılaştı edebiyatla. Bu karşılaşmanın nedeni bir arayıştır. Sigmund Freud, yazarların bilim adamlarından çok daha ileride olduklarını düşünüyordu. – Talat Parman
‘Madam Bovary benim’ diyordu Flaubert. Şimdi ne zaman ki bir erkek Madam Bovary romanını okuyup ‘O, benim’ diyebiliyorsa, tüm cinsel önyargılarını bırakıp bir kadınla özdeşleşebiliyorsa, psikanalitik okuma yapmaya başlamış demektir. – Bülent Somay
Freud-edebiyat etkileşimine edebiyat cephesinden baktığımızda, onun bilinçaltı kuramının edebiyat tarihindeki en büyük paradigma değişimine ivme veren etmenlerden biri olduğunu görürüz. – Yıldız Ecevit
Türkiye’de psikanalizin direkt etkisinden pek söz edemeyiz. Sait Faik’in bazı yol açıcı öyküleri ve İkinci Yeni Şiiri arasında ilişkiler kurulmuşsa da, bunların çok bilinçli olmadığını söylemek gerekir. O yıllarda Freud’un yapıtları doğru dürüst çevrilememişti bile Türkçeye. – Ahmet Oktay
‘Yorum’a dayalı okuma, psikanalitik söylemin edebi söyleme dönüştürülmesini mümkün kılar. – Hilmi Yavuz
Sigmund Freud’un büyüklüğünü kabul etmek bugün artık bir marifet olmaktan çıktı. Ancak 1950’lerden başlayarak sanat ve edebiyatta Marks ve Freud sözcüklerinin yan yana getirilmesi bir küfür sayılıyordu. – Leyla Erbil
Eleştirmenlerin önerdiği kitap listesi ve söyleşilerin tamamı için tıklayın.
