Sahibinin Sesi

sahibinin sesi

Yazar: Mladen Dolar
Çeviri: Barış Engin Aksoy
Yayınevi: Metis

Slavoj Zizek’le birlikte Sloven psikanaliz okulunun kurucularından olan Mladen Dolar son yıllarda, Derrida’nın “sesmerkezcilik” teorisiyle birlikte felsefenin gündemine taşınan tartışmaya psikanaliz cephesinden son derece özgün ve ufuk açıcı bir katkıda bulunuyor. Lacan’ın, “ses psikanalitik nesnenin (yani objet a’nın) en önde gelen cisimlenişlerinden biridir,” demesine rağmen, aslında psikanalizde de bakış’a kıyasla hep gölgede kalmış bir meseleyi, ses’i önplana getiriyor Dolar.

Ses felsefi gelenekte genellikle ya bir anlam vasıtası ya da (müzikte olduğu gibi) bir estetik hayranlık kaynağı olarak görülmüştür. Dolar bunların yanı sıra, ses’e, düşüncenin kaldıracı olan bir nesne olarak da bakabileceğimizi iddia ediyor. Nesne olarak sesi farklı birçok düzeyde (sesin dilbilimi, sesin metafiziği, sesle beden arasındaki paradoksal ilişki, sesin etiği ve elbette vicdanın sesi, siyaset ve hukukta sesin ve şifahiliğin önemi, Freud ve Kafka’da sesin kullanımları vb.) ele alarak kapsamlı bir ses teorisi geliştiriyor.

Beyin ve İç Dünya

beyin ve icdunya
Çeviri: Hakan Atalay
Yayınevi: Metis

Psikanaliz ile sinirbilim uzun yıllar boyunca birbirine kuşku ve önyargıyla baktı: Psikanalistler insanın iç dünyasının bilimsel bulgulara indirgenemeyecek kadar karmaşık ve incelikli olduğunu söylüyor, sinirbilimciler ise psikanalistlerin kuramlarını temelsiz ve bilimdışı buluyordu. Bu husumetin her iki disipline de büyük zararı dokundu, çünkü sonuçta ikisi de temelde aynı şeyi –insan zihnini– araştırıyordu ve birbirlerinin zaaflarını eleştirmek yerine güçlerini birleştirmeleri çok daha yapıcı bir yaklaşım olurdu. Nitekim kitap, sinirbilimle psikanalizi harmanlayan ve dolayısıyla her ikisinden de daha zengin olan nöropsikanaliz bilimine giriş niteliğini taşıyor. Bu yeni yaklaşım, zihnin işleyişinin hem beyin görüntüleme cihazlarıyla “dıştan” hem de kişisel deneyimler bağlamında “içten” incelenip bulguların birleştirilmesine dayanıyor.

Oliver Sacks’ın kitaba yazdığı önsözde belirttiği gibi, “Beyin ve İç Dünyaduygulardan güdülenime, belleğe ve fantazilere, düşler ve varsanılara, sözler ve şeylere, sol ve sağ beyin yarıkürelerinin farklı ve tamamlayıcı işlevlerine, analitik ‘konuşma kürü’nün olası temeline, bilinçdışı ve önbilinçli süreçlerin doğasına, öznelliğin temeline, bilince ve benliğe kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.” Yazarlar bu soruları yanıtlarken çok ilginç vakalardan örnekler de sunuyor; böylece, kanıksadığımız beyin işlevlerinin biraz aksaması halinde dünyayı algılayış biçimimizin nasıl değişebildiğini bir kez daha hayretle görüyoruz.

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Mark Solms, Gökçe Özkarar
Oliver Sacks’ın Önsözü
Önsöz
1 Temel Kavramlara Giriş
2 Zihin ve Beyin – Nasıl Bir İlişkileri Var?
3 Bilinç ve Bilinçdışı
4 Duygu ve Güdülenim
5 Bellek ve Fantazi
6 Düşler ve Varsanılar
7 Genetiğin ve Çevrenin Zihinsel Gelişim Üzerindeki Etkileri
8 Sözler ve Şeyler: Sol ve Sağ Beyin Yarıküreleri
9 Benlik ve “Konuşma Kürü”nün Nörobiyolojisi
10 Gelecek ve Nöropsikanaliz
Kaynaklar
Dizin

Benim Öğrettiklerim – Jacques Lacan

Benim Ogrettiklerim

Çeviri: Murat Erşen

Yayınevi: Monokl

Burada bir araya getirilen üç konferansın her biri bir komando harekatıdır. Lacan rastlantıya bağlı dinleyicilerin önüne paraşütle atlar. Kim olduğunu ve ne yaptığını onlara anlatmak için bir saati vardır. Onları şu tezatlara duyarlı kılar: a) Bilinçdışı kabul görmüştür, artık kimseyi şaşırtmaz, ama bu sadece bir propaganda etkisiyle böyledir: psikanalize alışılmıştır, ama onu zaten bilinene geri götüren “yutturmacalar” kullanan bir tedavi tarzına alışır gibi. b) Bununla birlikte, psikanaliz eşi benzeri olmayan bir deneyime buyur eder. Freudcu bilinçdışı öncesi olmayan bir yeniliktir. Bu şekilde açıklığa kavuşturulan olgular ortak duyunun apaçıklıklarıyla da felsefenin varsayımlarıyla da bir tutulamaz. Ciddiye alındıklarında, bu olgular her şeyi yepyeni bir tazelikle düşünmeyi gerektirir. Lacan’ın kendisi bu işe canla başla girişir, çünkü o öylece bulunmuştur (anekdotlar). Onun yöntemi herkesin bildiği şeyden yola çıkmaktır. Sonra, farkına varılmadan, ustaca, oyun oynarcasına, şaşırtıcı kavramları art arda patlatır: Kendi kendini düşünmeyen düşünce; dil olan bir bilinçdışı; “beyin üstünde bir örümcek misali” bir dil; “hakikatte delik açan” bir cinsellik; bu hakikatin başladığı bir Başka; ondan doğan ve ancak bir kayıp pahasına kendisinden kurtulunan bir arzu; ve tüm bu paradoksların, “psişizm” denen şeyden ayrı bir mantığa karşılık geldiği fikri. Jacques-Alain Miller

Psikanaliz Yazıları 30 – Wilfred R. Bion

Yayın Yönetmeni: Talat Parman
Kapak Tasarımı: Canan Suner
Yayınevi: Bağlam Yayıncılık / Psikanaliz Buluşmaları Dizisi

İçindekiler / Contents

Sunuş / Presentation
Talat Parman

Önsöz / Preface
Elda Abrevaya

Yeniden wilfred ruprecht bion / Once again wilfred ruprecht bion
Talat Parman

Bİon’un psikoza psikanalitik yaklaşımı / Bion’s psychoanalytic approach to psychosis
Elda Abrevaya

Psikotik kişiliklerin psikotik olmayanlardan ayrımı / Differentiation of the psychotic from the non-psychotic personalities
W.R. Bion
Çeviren / Translated by Pınar Padar

Bağlara saldırı / Attack on linking
W.R. Bion
Çevirenler / Translated by Ayşegül Sütçü, Gamze Özçürümez

Gerçeklik ve kurmacalar / Reality and ƒictions
Antonino Ferro
Çeviren / Translated by Feramerz Ayadi

Aktarım ve hakikat / Transference and truth
Monica Horovitz
Çeviren / Translated by Talat Parman

Dosya ötesi / other topics

Siyah kuğu – olgunlaşan dişiliğin dehşet verici tutkusu / Black swan – the monstrous passion of female adolescence
Parfen Laszig
ÇevirenLER / Translated by Reyhan Çabuker, Canan Yıldırım

Başlangıçta baba vardı / At the beginning was the father
Elda Abrevaya

Zaman ve kurmaca – çerçeve ve süreç / Time and ƒiction – setting and process
Elisabeth Skale
Çeviren / Translated by Şeyda Öztürk

İngilizce özetler / Summaries

Etkinlik duyuruları / Activities

Arzunun Sapkın Halleri

İnsan kendisinde ya da bir başkasında neyi arzular? Yaşamı, ölümü, cinselliği, kaybı, zaferi, gücü, takdiri?  Hiçbir cevap tatmin etmiyor değil mi? Acaba insan, hep düşünülenin aksine ötekini değil de, ötekinin arzusunu arzuluyor olabilir mi? Peki istek nedir, arzudan hangi noktalarda ayrılır? İkisi eşanlamlı mıdır? Fransız psikanalist Jacques Lacan’a göre istek ve arzu birbirinden farklıdır. İstek, bedenin ihtiyaçlarından kaynaklanır ve kendisine özgü biyolojik bir  işlev barındırır. İnsan arzusu ise, isteğin hem ötesindedir hem de ondan önce vardır. Bu da, arzunun isteği aştığı yani sonsuz olduğu anlamına gelir. Bu yüzden onu tatmin etmek olanaksızdır. O, her zaman söylenemez veya ulaşılamaz olana işaret ettiği için hiçbir zaman doyurulamaz. Bir amaca ulaşıldığında aslında bir şeylerin eksik kaldığı. Bu yüzden varoluşun bu oldukça çekici ve bir o kadar da karanlık odasını el yordamıyla bulup, dekore etmeye çalışmak bütün ömür boyu sürecek bir meseledir. İşte bu mühim meseleye fazlasıyla kafayı takmış bir yazar Mehmet Erte. Ve kendi gibi buna kafayı takan kahramanlar yaratmaktan da oldukça hoşlanıyor. Bunun ispatı ise Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı Arzuda Bir Sapma. Erte, bu kahramanları yaratırken okura bol miktarda psikanalitik malzeme vermeyi ihmal etmiyor. Neredeyse her karakterinde ödipal bir sorunsala, otoriteyle çatışmaya, sado-mazoşist bir tavra, ensestiyöz bir tona, fetiş özne veya nesnelere rastlayabiliyoruz. Bu anlamda oldukça cesur bir kalemi olduğu söylenebilir. Sanki tüm karakterlerin kulağına Julia Kristeva’nın “Arzu, özünde sapkındır” sözü fısıldanmış gibidir. – Tuğçe Isıyel Yazının devamı için tıklayın.