Yazar: Melanie Klein
Çevirmen: Ayşegül Demir
Yayınevi: Pinhan Yayıncılık
(Tanıtım Bülteninden)
Yazar: Melanie Klein
Çevirmen: Ayşegül Demir
Yayınevi: Pinhan Yayıncılık
(Tanıtım Bülteninden)
Yazar: Joseph Sandler, Alex Holder
Çeviri: Ali Algın Köşkdere, Serhat Yücel, Taner Özek
Yayınevi: Bağlam Yayınları
Bu kitap, temel klinik psikanalitik kavramlar ve bu kavramların anlamları hakkındadır. Psikanalizin içinde gelişmiş birçok kavram ve özellikle de bu kitapta üzerinde durulmuş olanlar, taşıdıkları anlamlar bakımından ilk ortaya çıktıkları hallerinden çok daha kapsamlı hale gelmişlerdir. Bu kitabın amaçlarından biri, anlam ve kullanımlarında zamanla oluşmuş değişiklikler ışığında bazı temel kavramları gözden geçirmektir. Buna karşın bu kitap bir çeşit sözlük veya dizin olmak niyetinde değildir. Bununla birlikte temel klinik psikanalitik kavramlar üzerindeki bu çalışmamızın, bu kavramların günümüz psikanalizinde oynadıkları rolün daha iyi anlaşılmasını sağlayacağına inanıyoruz.
-Joseph Sandler, Christopher Dare, Alex Holder-
(Tanıtım Bülteninden)
Yazar: Glen O. Gabbard, Paul Williams, Bonnie E. Litowitz
Çeviri: Bilge Güler, Büşra Helvacıoğlu, Kübra Kelebekoğlu, Menekşe Arık, Mirel Benveniste, Özgür Gelbal, Öznur Karakaş, Şeyma Koç, Zeynep Ertan
Editör: Tahir Özakkaş
Yayınevi: Psikoterapi Enstitüsü
Bu kitap, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskı olarak yayımlanmıştır. Amerika’da yayımlanan en geniş kapsamlı psikanaliz ders kitabı olan Psikanaliz Temel Kitabı hem alana yeni giren öğrencilere hem de uygulayıcılara yönelik olarak hazırlanmıştır. Psikanalizin tarihini, başlıca kurumsal modelleri, tedavi ve tekniği bütün yönlerini içeren kitabın çoğulcu yaklaşımı, psikanaliz ile diğer disiplinler arasındaki etkileşime de özel bir yer ayırmıştır. Her bölümü alanında deneyimli, önde gelen uzmanlarca kaleme alınmış olan bu temel eserde psikanalizin kökleri, temel kavramlarının tarihçesi, çeşitli düşünce ekolleri ve bunların hem kurama hem de tekniğe etkileri zengin bir şekilde izlenmiştir.
Evren Kuçlu
Arka Kapak
“Baban öldü, istersen gelebilirsin”
Romandan
“Freud Dora’nın her şeyini yanlış yorumlamıştı” düşüncesinden yola çıkarak Sigmund Freud’un en meşhur vakasını Dora’nın gözünden anlatmak üzere romanlaştıran Lidia Yuknavitch, Freud, Dora ve ikili arasındaki ilişkiye kendinden yeni pürüzler eklediği psiko-fantastik bir öyküyle buluşturuyor okurları. Chuck Palahniuk’in iltifatlarıyla bizi selamlayan, Freud’a Kafa Tutan Kız – Dora adlı bu hiperaktif roman April Yayıncılık tarafından neşredildi.
Freud’un meşhur Dora Vakası’nda Ida Bauer (ona Dora adını Freud’un taktığını hatırlatalım), anne babasının Herr ve Frau K. çiftiyle sürdürdüğü sorunlu ilişkiden bir travma devraldığı için babası tarafından Sigmund Freud’a yönlendirilmiş 18 yaşında bir genç kızdır. 14 yaşındayken komşusu Bay K. tarafından tacize uğrayan, devamında bu adamın karısı Bayan K. ile kendi babası arasında uzayıp giden bir metres ilişkisi olduğunu fark eden Dora, bu yaşananların etkisinden kurtulmak için bir süre Freud’un sağaltım tedavisine başvurur ya da boyun eğer. Tedaviden kısa sürede olumlu dönütler almaya başlayan Freud-Dora ikilisinin on bir seanslık ilişkisi Freud’un Ödipal ve bilinçaltı niyetleriyle örülü analizlerini kabullenemeyip, çatışmalarına bir de doktorunu ekleyen Dora’nın, terapi seanslarını reddetmesiyle sona erer.
Bu öykü yayınlandığında, deyim yerindeyse her şey metnin yazarı Freud’un merhametine kalmıştı. Söylentilere göre Freud, Dora’nın öyküsünü, nasıl anlaşılmasını istiyorsa öyle, bir başka deyişle psikanalizin amacına hizmet edecek şekilde kaleme almıştı. Tam da bu nedenle Freud’un, Dora’nın öyküsüne ilişkin analizlerini psikanaliz açısından oldukça ufuk açıcı görenlerin aksine; haksız, ataerkil, saçma hatta mide bulandırıcı olarak yorumlayanlar da oldu. İşte romanımızın yazarı Yuknavitch, Dora Vakası metinlerinde Freud’un psikanalizi taltif edip, Dora’yı harcadığını düşünerek ondan intikam almak isteyenlerden biri. Yazar, romanda sık sık “Sig” diye andığı Freud’dan ve Dora’nın tacizcisi Bay K’den neredeyse hiçbir kural tanımadan intikam alabilecek cin gibi bir karakter çizmiş. Dolayısıyla Dora’nın gecikmiş fakat oldukça sert savunmasıyla karşı karşıyayız.
Yuknavitch Doktor Sig’i (Sigmund Freud) gerekirse hadım ederek onu psikanalitik düşüncesinin en büyük kanıtı ‘penis’ten yoksun bırakmaya kararlı. Ancak öncelikle karakterini Freud’un etiketlerinden birer birer kurtararak yapıyor bu işi. Freud’un Dora diye seslendiği Ida Bauer’e gerçek adıyla hitap edip, Dora müstearını da Ida’nın sırt çantasına isim olarak veriyor. Devamında öykü süresince Ida sık sık üreme organları arasında da serbest çağrışım üreterek doktorunun kendisiyle ilgili tespitlerini küçümseyen ve ona yerli yersiz ağza alınmayacak küfürler savuran biri olmaktan hiç vazgeçmiyor. Yaptığı esprilere bakarsak bundan büyük bir zevk de duyuyor. Rüyayla gerçeği harmanlamış hatta aradaki çizgiyi kaybetmiş olan Ida bu ‘deliliğin’ sarhoşluğuyla herkesten istediği gibi intikam alacağı zengin bir çağrışım dünyası kuruyor. Zihninde yaşattığı karakterler, yaşamayı başaramadığı gerçek karakterlerle yüzleşirken Dora’ya sürekli destek oluyorlar. Dora adını verdiği sırt çantasına zulaladığı h4n kamerasıyla can alıcı ya da gülünç bulduğu birçok şeyi kayıt altına alıp hafızasına pratik bir katkı sağlıyor.
Yuknavitch’in İda’sı her ne kadar Freud’un Dora’sını ve onun nezdinde Freud’u alaşağı etmeye kalkışsa da son kertede Freud’un 11 hafta boyunca Ida’nın danışmanlığını üstlendiğini aklının bir köşesinde tutuyor. Bu nedenle ünlü psikoloğun dehasını yeri geldikçe takdir ediyor. Fakat barışa yanaşmaksızın, Freud’un saplantısı olarak kabul ettiği unsurları (Oedipus kompleksi, penise imrenme vb.) küçümseyip, onun eski dostu, ezeli düşmanı Carl Gustav Jung’u da arkasına alarak saldırıya dört koldan devam ediyor. Romanın birinci amacı Freud’dan intikam almak olduğu için psikolojik literatüre de işini görecek kadar kucak açıyor Yuknavitch.
Freud’a Kafa Tutan Kız neredeyse tamamında belirli periyotlarla anne babasını yargılamayı ihmal etmiyor tabii. “Ben suçlu değilim. Sadece birilerinin kızıyım. Hasta değilim ben.” “Çocuklarınız için nasıl bir dünya tüneli yarattığınıza bakın.” gibi acıklı cümleler kurarak aynı zamanda bütün suçlamaları aklı başındayken sarf ettiğine dair okuyucuyu şahit tutuyor. Sonuç olarak; yazarının kendi deyimiyle Freud’un fazlaca üstüne giden roman, serbest çağrışımı bir psikoloji seansından öteye, tımarhanedeymişçesine özgürce işlerken cinsiyet ve cinsellik üzerine yeni sorular üretmeyi, bunların hepsi bir kenara, okuru eğlendirmeyi ihmal etmiyor.
Alper Hasanoğlu
23.11.14
Radikal
*Dr. Freud ve karısı
Prof. Dr. Sigismund Scholomo Freud’un güçlü kadınlara bir zaafı vardı. Bu kadınlardan biri Lou Andreas Salomé’ydi. Nietzsche’nin âşık olup evlenme teklif ettiği, büyük Alman şairi Rilke’nin gençlik yıllarında hastalıklı bir aşk yaşadığı ve Freud’un ünlü Çarşamba toplantılarına katılma izni verdiği tek kadın. Hatta Cumartesileri düzenlediği dost toplantılarına iştirak etme hakkı da vardı. Lou Salomé kendisi analizden geçmemesine rağmen, Freud’un izniyle Berlin’deki ilk psikanaliz muayenehanesini açmıştı.

Freud’un hayatına giren diğer bir güçlü kadın Napoleon’un birkaç kuşak öteden yeğeni Marie Bonaparte’tı; Danimarka ve Yunanistan Prensesi. Belli bir süre için Freud’a analize gelmiş olup daha sonra Fransa’da psikanalizin yerleşmesine büyük katkıda bulunmuş biriydi Prenses. Hatta Freud’un yaklaşan Nazi tehlikesini fark edememesi nedeniyle içine düştüğü tehlikeden onu kurtaran ve Paris üzerinden Londra’ya kaçmasına yardım eden de oydu.
Freud’un hayatına giren ve ölene kadar da çıkmayan başka güçlü bir kadın da baldızı Minna Bernays’dır. Minna Bernays, ailesinin rızası olmamasına rağmen Freud’la nişanlanan ablası Martha’dan daha entelektüel, edebiyat tutkusu olan, asi ruhlu ve ablasına göre daha çekici bir kadındı. Freud’dan dokuz yaş küçüktü. Freud’un Martha’yla nişanlı olduğu dönemde o da Ignaz Schoenberg’le nişanlanmıştı. Üniversitede hindoloji uzmanı olan Schoenberg 24 yaşında tüberkülozdan öldü. Ölmeden kısa bir süre önce, Minna sıkıntı çekmeden yeni bir ilişkiye başlayabilsin diye, nişanı bozdu. Ama bir anlamda bu pek işe yaramadı, çünkü Minna ömrü boyunca hiç evlenmedi.
Büyük burjuva bir Yahudi ailesi olan Bernayslar, kızları Martha’nın beş parasız genç bir doktorla evlenmesine razı değildi. Bu nedenle anne, Freud’la gizlice nişanlanmış olan kızını ondan en azından mekansal olarak uzaklaştırabilmek için Hamburg’a taşındı. Bu arada bankerlik yapan babanın iflası ve ardından ölümü aileyi oldukça güç durumda bırakmıştı. Buna rağmen anne Bernays burnundan kıl aldırmıyor ve Martha’nın evlenmesine, Freud doğru düzgün para kazanmadan izin vermeyeceğini açık açık dile getiriyordu.
Yazının tamamını okumak için tıklayın.