Kendi Çağından Bizim Çağımıza Sigmund Freud

Yazar: Elisabeth Roudinesco
Çeviri: Nesrin Demiryontan
Yayınevi: Metis

Freud’un yaşamı değişik yazarlarca defalarca ele alındı, yapıtının her satırı farklı şekillerde yorumlandı. Aşırı övgü ya da nefret içeren yazılarla, bilimsel çalışmalarla, yenilikçi yorumlarla ve haddini aşan beyanlarla geçen yılların ardından, bugün hâlâ Freud’un kim olduğunu anlamakta güçlük çektiğimiz bir gerçek. Bunca yorum, fantezi, efsane ve söylenti fazlalığı, düşünürün kendi çağındaki ve bizim çağımızdaki paradoksal yazgısının üzerini örter hale geldi.

Tarihçi ve psikanalist Elisabeth Roudinesco bu kapsamlı çalışmasında yeni açılan arşivlerle ulaştığı belgelerin de ışığında Freud’un yaşamanı, yapıtının oluşumunu eleştirel biçimde ortaya koyuyor: Aydın bir muhafazakâr, bir bilmece çözücüsü, dikkatli bir hayvan cinsi gözlemcisi, bir kadın dostu, İlk Çağ hayranı bir stoacı, Alman romantizminin mirasçısı, bilincin kesinlik olarak sunduğu şeyleri dinamitleyen biri, ama aynı zamanda hem Yunan tragedyaları geleneğine hem de Shakespeare tiyatrosu mirasına bağlı, cemaat kimliklerinin yapı sökümcüsü Viyanalı bir Yahudi.

İrili ufaklı olayların, özel ve kamusal yaşamın, deliliğin, aşkın ve arkadaşlıkların, uzun vadeli diyalogların, mektuplaşmaların, bitkinlik ve melankolinin, ölüm ve savaş trajedilerinin birbirine karıştığı, daima belirsiz, daima yeniden icat edilmesi gereken bir geleceğin krallığına sürgünle sonlanan uzun bir anlatının zamanı içine yerleştirilmiş olarak Freud’un ve yaptının öyküsü…

Kitaptan tadımlık bir parça okumak için tıklayın!

Düşmeden Yakalamak: Çöküşün Psikanalizi

Yazar: Christopher Bollas
Çeviren: Elif Okan Gezmiş
Yayınevi: Odağ Vakfı Yayınları

Güncel psikanalizin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Christopher Bollas, bu kitabında psikanaliz ya da terapi sürecinin bir noktasında ıstırapları yoğun bir biçimde artan ve bir çöküş sürecine giren hastalarla çalışmak, onları düşmeden yakalamak, için yeni bir yöntem öneriyor.

Bollas’a göre, çöküş deneyimi sırasında genelde yapıldığı üzere hastayı psikiyatri hastanelerine, ilaç tedavilerine veya davranışçı terapilere yönlendirmek, hastayı terk etmek anlamına gelir ve çöküşün iyice yerleşmesine neden olur. Oysa bu hastaları psikanalizle tutmak mümkündür ve hatta gereklidir.

Bollas kitapta öncelikle çöküşün özgün tanımını yapıyor ve çöküşteki hastayla yapılacak psikanalitik çalışmanın çerçevesini teorik nedenleriyle birlikte çiziyor. Ardından vaka örnekleriyle devam ederek uygulamanın detaylarını okura açıyor; bu çalışma tarzının değişimi nasıl mümkün kıldığını Winnicott, Balint, Kernberg, Kohut gibi isimlerin düşünceleri üzerinden tartışıyor. Son bölümde de, yönteminin tartışmalı yönlerinin farkında olduğundan, kendisine en sık yöneltilen sorulara söyleşi biçiminde cevap veriyor.

Psikanaliz ve psikanalitik terapilerle ilgilenenlerin merakla okuyacağı, yepyeni sorular ve tartışmalar uyandıracak bir kitapla karşı karşıyayız.

Kitabı temin etmek için:

Patika Kitabevi: Abdi İpekçi Cad. G Blok 43-57 D:39, İstanbul

Nazım Hikmet Kültür Merkezi: Bahariye Caddesi Ali Suavi Sokak No: 7 34714 Kadıköy İstanbul

İmge Kitabevi: Mühürdar cad. No: 80

Ayrıca İzmir Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Derneği ile iletişime geçerek kargo yoluyla edinebilirsiniz: odagegitim@hotmail.com, 0 232 442 55 56 .

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2016 kitapçılarda!

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı’nın ana teması “Ölüm Dürtüsü” olan 8. sayısı çıktı.

Freud’un (1920) Uygarlığın Huzursuzluğu’nda ortaya attığı, psikanaliz literatüründe tartışmalı kavramlar arasında yer alan (Laplanche ve Pontalis, 1967) ölüm dürtüsü kavramına günümüz psikanaliz yazarları nasıl bakıyor? Klinik olarak bugün hâlâ bu kavrama ihtiyacımız var mı? Ölüm dürtüsü kavramı bireysel ve kitlesel saldırganlığı ve yıkıcılık eğilimlerini açıklamakta yardımcı olur mu?

2016 Yıllığı, son yıllarda ülkemizde ve dünyamızda giderek yayılan yıkıcılık dalgasının düşündürdüğü soruları psikanalitik kuramın içinden ele almayı sağlayan makalelerin yanı sıra klinik temelli, çağdaş psikanalizin kavramsallaştırmalarını içeren ve disiplinlerarası okumalara açık metinleri içeriyor.

Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat

Yazar: Özden Terbaş

Yayınevi: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları – Psike İstanbul Psikanaliz Kitaplığı Şimdi ve Burada Dizisi

Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat’ta Özden Terbaş psikanalizin hem klinik yönüne hem de sanatla olan etkileşimine odaklanıyor. Eserin “Klinik” kısmında Freud’un rüyalardan bilinçdışı fanteziye ve ruhsal gerçekliğe evrilen kuramlaştırma süreci ortaya konuyor; rüyaların ve bilinçdışı fantezilerin işlevleri üzerinde duruluyor; aktarım ve karşı aktarım kavramları çağdaş görüşler eşliğinde tartışılıyor. Bu kısımda yas ve melankoli üzerine ayrıntılı bir tartışmaya yer verilmesinin yanı sıra, Kleincı kuramın temel tezleri de tanıtılıyor. “Sanat” kısmında ise, sanat eserine yapı kazandırabilecek temel motifler vurgulanıyor, bir sanat eserinin psikanalitik açıdan yorumlanabilmesine yönelik temel yaklaşımlara değinilerek nesnel ve öznel okumanın birleştirilebilmesinin önemi üzerinde duruluyor; örnek olarak Franz Kafka’nın Dava’sı ve Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş adlı romanı inceleniyor. Bu kısımda ayrıca David Cronenberg’in Ölü İkizler, Michael Haneke’nin Piyanist, Ingmar Bergman’ın Güz Sonatıve Kim Ki-duk’un İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar adlı filmi psikanalitik açıdan yorumlanıyor.

Psikanalizde yorumun diyalektik olarak birbirini tamamlayan ikili bir işlevi olduğu düşünülebilir; ilki, hastanın bilinçdışının kılık değiştirmiş unsurlarını, gizli kalmış yanlarını ortaya çıkarmayı hedefleyen yontma işlevi, ikincisi ise birbirinden bölünüp ayrı tutulan tarafların birleştirilme ve bütünleştirilme işlevi. İlk işlev bir heykelin yontulmasına, ikinci işlev ise bir resme renkler eklenmesine benzetilebilir. Duyguların değişik tonlarının keşfedildiği ve işlendiği göz önüne alındığında psikanalizin bir sanat çalışmasını andırdığı söylenebilir. Analizanın çağrışımlarıyla, analistin yorumlarıyla (aslında esas olarak analizanın kendi yorumlarıyla) ilerleyen analiz süreci söze dayanan, sözlerin iletildiği, yoğrulduğu ve dönüştürüldüğü bir süreçtir. Bu anlamda analizan ve analist tarafından yaratılan alan, seansın kendisi bir sanat eseridir; bir şiirdir psikanaliz! Şair şiirini oluştururken, onu ilmek ilmek dokuyup yüreğinde yoğururken, şiir de şairi yazar; onu dönüştürür, yaratır. Bu durum analist-analizan ilişkisi için de geçerlidir. Analizanın (analiz edilenin) iç yolculuğunda, analist (analiz eden) de sarsılır, işlenir, dönüşür ve adeta baştan yaratılır.

Psikanaliz Yazıları 32 – Söz ve İmge

Psikanaliz söze dayalı bir düşün alanı olsa da kurucusu Freud başından beri düş ve düşlemi psikanalitik uğraşın en önemli unsurlarından biri olarak görmüştür. Psikanaliz Yazılarının 32. sayısının dosyası da birbirinden ayrı düşünülemeyecek bu iki kavrama; imge ve söze ayrıldı.

Yazısında söz ve imge arasında salınan psikanalitik uğraşı tarif eden Talat Parman, Freud’un tanımıyla bilinç/bilinçdışı ayrımına denk gelen şey tasarımları ve söz tasarımlarından başlayarak; çağdaş psikanalizin bir çok önemli yazar psikanalistin, psikanalitik uğraş sırasında imgeyi de söz kadar önemli görmesi gereken bir çalışma içinde olmasını önerdiğine vurgu yapıyor. Jean Claude Rolland ise düşteki ve analizdeki ortak süreci işlediği yazısında analitik aygıtı değerlendirirken analizde söze gelenle düşte ortaya çıkanı ilişkilendirerek, iki sürecin de başvurduğu “dil düzlemi” ve “imgesel düşünce” yoluyla ruhsal alanın yeniden düzenlendiğini anlatıyor. Avner Bergstein, yazısında takıntılılık üzerinden, sözel olarak güçlü görülenin arkasında görünmez kalan otistik ve ilkel psikotik öğeler ve onların zihinselleşmemiş katmanları ile çalışmaya vurgu yapıyor. Burada sözelleştirmeler, simgesel iletişimden çok, değişimlere karşı öngörebilir ve kontrol edebilir bir tümgüçlülük haline işaret etmektedir. Ruhsal dönüşüm, terapötik olarak çatışmalı arzuları yorumlamaktan ziyade, söze dökülemez olanın şimdiki zamanda ve aktarımda ilk kez yaşanarak çalışıldığında sağlanabilir. Gamze Özçürümez Bilgili, Freud’un Afazi üzerine yazdığı makalesinden hareketle, Freud’un Düşlerin Yorumundan önce, simge oluşumunu ve dil gelişiminin kökenlerini bedene, dürtülere, duygulanımlara ve ilk nesne ilişkilerinin ruhsal duyumsal deneyimlerine, bir başka deyişle imgelere dayandırdığını aktardığı yazısında, sözcüklerin beyinde ancak duygusal yönü ve bağlamsal çağrışımları ile tasarım haline geldiğini anlatıyor. Metin boyunca nesnenin yokluğunda uyanan arzu ortaya çıkan imgenin, anne babayla iletişim üzerinden sözcük tasarımları haline geldiği, tasarımın varlığının ötekinin varlığına bağlı olduğu, divandaki süreçle de ilişkilendirilerek tartışılmaktadır.

32. Sayının dosya dışı yazılarında ise ilk olarak Juliet Mitchell, toplumsal cinsiyetin yapılandırılması ve savaş halinin toplumun yapılanmasındaki rolünün nasıl içiçe geçtiğini ele alıyor. Alternatif bir soru olarak neden saldırmamayı öğreniriz sorusunun arkasından giden Mitchell, savaşın hayvani şiddetimizden değil şiddettin yasaklanmasından kaynaklandığını öne sürüyor. Bu yolla “kardeş travması” na ulaşan yazar, yatay düzlemdeki Annenin kanununa varıyor ve Annenin kanununun kardeş katlini ve kardeş ensestini yasakladığını belirtiyor. Fethi Benslama ise yazısında bugünkü islami hareketlere bakarak islam adına müslümanlığın tanımının nasıl yapıldığını anlatıyor. Seküler olanın aksine bu ideolojinin, topluluğun öznesini yarattığından söz etmekte ve öznellikler arası süren bu savaşta politikanın yaşamın değil ölümün hizmetine girdiğini belirtmektedir. Kafka’nın Metamorfoz’unu psikanalitik bir bakışla ele alan Ali Algın Köşkdere, yazısında düşünülemez hatırlanamaz bir travmatik preödipal dönemin, ilerleyemeyen bir regresyonun nasıl kelimelere döküldüğünü ve Gregor’la özdeşleşen okurun nasıl gerçekliğin sınırlarında dolaştığını aktarıyor. Hande Kılınç Kunt, annenin sesini izleyen yazısında, Bollas’ın düşüncesi üzerinden dönüşüm yaratan estetik deneyimin, annenin bakımı ve çocuğun deneyimi üzerinden şekillendiğini anlatıyor. Yetişkinlerin, estetik anları ararken aslında annenin estetik deneyimini aradıklarını dile getiren Kunt, bu anlamda müzik dinlemenin erken dönem işitselliğiyle bağlarını inceliyor ve dinleme hem analist hem de analizan için çok önemli olduğuna vurgu yaparak psikanalizde müziğin rolünü sorguluyor. Dosya dışının son yazısında Paris Psikosomatik Enstitüsü’nün kurucularından Michel de M’uzan’ı ve onun ileri sürdüğü ruhsal kimera, kimliksizleşme, kimlik skandalı gibi kavramlarını ele alan Talat Parman, bu önemli psikanalistin sanatsal yaratıcılık ile psikanalitik uğraş arasında nasıl köprüler kurduğuna vurgu yapıyor.

Son olarak okurlar, 32. sayıda Psikanaliz Yazıları’nın 15. Yaşı dolayısıyla yapılan kutlamada derginin yayın kurulu üyeleri Talat Parman, Ayça Gürdal Küey, Evrem Tilki ve Behice Boran’ın yaptığı konuşmaların metinlerinin yer aldığı bir de ek dosya bulacaklar.

İçindekiler

Sunuş
Talat Parman

Önsöz
Talat Parman

İmge ve söz arasında psikanalitik uğraş
Talat Parman

Düşteki ve analizdeki ortak süreç
Jean Claude Rolland / çeviren Orçun Türkay

Takıntılılık: duygusal hakikatle karşılaşmanın düzenlenmesi
Avner Bergstein /çeviren Ali Algın Köşkdere

Sözün ve imgenin nüvesi: afazi üzerine
Gamze Özçürümez Bilgili

Dosya ötesi
Savaş: kardeşler ve toplumsal cinsiyet
Juliet Mitchell / çeviren Pınar Padar, Evrem Tilki

Günümüzde islam’da özne sorunu
Fethi Benslama /Çeviren İsmail Yerguz

Kafka’nın “dönüşüm”ü: preödipalin dile gelişi
Ali Algın Köşkdere

Annemin öğrettiği şarkılar
Hande Kılınç Kunt

Bir psikanalist: michel de m’uzan
Talat Parman

Psikanaliz Yazıları’nın 15. Yılı:
Psikanaliz yazıları’nın kısa tarihi ve psikanalizi yazmak ve okumak
Talat Parman

Yıkıcılığa rağmen yaratıcılığı ve yazıyı koruyabilmek
Ayça Gürdal Küey

Mutfaktan içeri
Evrem Tilki

Nereden başladık, neler getirdik
Behice Boran

İngilizce özetler

Etkinlik duyuruları