Perdeden Divana: Sinema ve Psikanaliz Sempozyumu 10

İstanbul Psikanaliz Derneği

(Uluslararası Psikanaliz Birliği)

2016 Yılı Etkinlikleri

PERDEDEN DİVANA: SİNEMA VE PSİKANALİZ SEMPOZYUMU 10

İktidar ve Sapkınlık

Etkinlik Yeri: Aynalı Geçit Avrupa Pasajı 2. kat Galatasaray-İstanbul

Kayıt ücreti: 100 TL, İPD aday 80 TL, öğrenci ve asistan 40 TL

Önceden kayıt yapılmayacaktır. Etkinliğe katılmak isteyenler etkinlik günü kayıt yaptırabilirler. Kayıt ücretine etkinliğe katılım, kokteyl ve kahve ikramları dâhildir.

Program

9 Aralık Cuma
17:30 Açılış Kokteyli
18:30-20:15 Film Gösterimi
Köpek Dişi
(Dogtooth)
Yönetmen: Yorgos Lantimos (2009)

10 Aralık Cumartesi
9:45 Açılış Konuşmaları
10:00-11:30 Film Gösterimi
Şiddet Güzeli
(Miss Violence)
Yönetmen: Alexandros Avranas (2013)
11:30-12:00 Kahve Arası
12:00-13:30 Konferans
Dimitris Jackson ‘Sapkınlık; Hakikatin Tahrifi’
(Perversion; The Distortion of Truth)
Moderatör: Ferhan Özenen
13:30-14:30 Öğle Arası
14:30-16.00 Panel
Tevfika İkiz ‘Otorite Özerkliğe Değil de Sapkınlığa Hizmet Ederse’
Ali Ergur ‘İktidarın Direnci ve Kırılganlığı’
Moderatör: Berrin Göksu
16.00-16:30 Kahve Arası
16:30-17:30 Sunum ve Salon ile Tartışma
Kerem Akça ‘Yunan Yeni Dalgası’nda Sapkınlık, İktidar ve Yabancılaşma’
Moderatör: Hatice Nihal Aslan

Dimitris Jackson, Hellenic Psycho-Analytical Society üyesi formatör psikanalist

Tevfika İkiz, İstanbul Psikanaliz Derneği üyesi formatör psikanalist

Ali Ergur, Galatasaray Üniversitesi sosyoloji bölümü öğretim üyesi

Kerem Akça, Sinema yazarı

Dimitris Jackson’ın İngilizce yapacağı konferansta artzamanlı çeviri yapılacaktır.

İstanbul Psikanaliz Derneği Tel/Faks: 0212 247 7505

E-posta: istanbulpsikanaliz@yahoo.com

Web: http://www.istanbulpsikanalizdernegi.com

Geçmiş, Asla, Şimdi: “Başlangıçların Aşkı”nı Okuma Girişimi

Barış Özgen Şensoy
Lunar Psikoterapi
sensoyb@gmail.com

Pontalis, J. B. (2006). Başlangıçların Aşkı (Çev. B. Aliefendioğlu). İstanbul: Bağlam.

Not: Yazıdaki italikler Pontalis’e aittir.

1

“Bir çocuk mutluluğu pek az dert eder. Çocuk kaydeder, sezer, yakalar, kendini çevreleyenleri uzun süreliğine benimsemek zorunda kalır”. (sf. 61)

Bir otobiyografi nasıl iş görür? Kişiyi kendi geçmişine götürüp o deneyimleri bugünün zihniyle yeniden değerlendirmesi ile olabilir. Çocukken ne yaşadığımızı düşünmeyiz; çocuğun bunu düşünmesi ise bir olası yoksunluğa, hayal kırıklığına ve depresyona işaret eder. Ancak bir otobiyografi geçmişe dönmenin alanıdır – Proust ya da diğerleri duyumlarımızın evrenini yeniden tanımlamaya vesile olur. Elimizin altında bir yerlerde şu soru vardır: Bana da böyle mi oluyordu? Yazarın duyumunun benzerliliği, farklılığı veya yabansılığı, kendi duyumumuzu canlandırır; ki kendini kaptıranlar kendilerini kendi bugünlerini ve geçmişleri o yazarın sözcükleriyle hikaye ederken bulabilirler. Bir otobiyografi, geçmişin belleğinin bugünü ele geçirmesinden çok, bugünün kayıtsızlığının geçmişi dondurduğunu ifşa eder.

O zaman:

“Çocuk mu hafızadan yoksun, yetişkin mi çocuğu hafıza kaybına uğratıyor” (sf. 77)

2

Her zihne, daha büyük bir zihnin gölgesi düşer. Psikanalitik bir önkabul olduğunu söyleyebiliriz bunun. Bununla beraber, zaman kayıtsızdır, tarafsızdır. Güneş yükselir ve gölgelerin boyu değişmek zorundadır. Bir gün, ebeveynlerimizin bizim halihazırdaki yaşımızdan genç oldukları bir fotoğrafa bakarız: Ve masal gerçek olur, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.

Fotoğrafların yaşlanmaması gibi kitaplardaki cümleler de yaşlanmaz. Bir okur bir cümleyi okuduğu anda onu doğurur; ancak fikirler ve gölgeler aşınır. Pontalis’ten öğreniyoruz ki, en başında, o Sartre’ın öğrencisiydi. Sartre’ı o kadar yüceltmişti ki, onun bir çırpıda danslı tiyatro kurabileceğini bile düşünüyordu (sf. 49). Ancak, Bulantı’yı ezbere bilen bu felsefe öğrencisi bir psikanaliste dönüştü.

O zaman, çocuk Pontalis’e elini omzuna koyduğu bir fotoğraf bırakıp giden babasının, elini omzundan kaldırması mıdır, Başlangıçların Aşkı’nda bir Bulantı havası sezmem? Sartre’ın eli nerededir, ya da Pontalis’in omzu?

Gölgeleri en az iki kere öldürmek gerekir.

3

“Varlık dilde ikame eder”, “Dil sürçmesi bilinçdışının kendini afişe etmesidir” ya da “Dil bir yanılsamadır”. Bunların hangisine inanmalı diye kafa yordum uzun zaman ve hala yoruyorum. Bir yandan da bütün bu fikirler birbirinden büyüleyici geldiği için hepsine birden inanılabilir mi diye soruyordum; bu eskisi kadar yakıcı değil.

Genel bir ilke olarak, insanın dil ve bilinç tarafından yarılmış, doğadan özgün bir şekilde yabancılaşmış bir varlık olmak zorunda kaldığına kanaat getirdim. Bilinçdışı, biyolojik ve sonuna kadar maddi bir varlık olan insanın aynı zamanda bilinç ve dil sahibi olmasından kaynaklanan bir arızadır. Köpekler rüya görür mü; hala bilmiyorum, araştırmadım ama yüksek ihtimaldir ki uyuyan köpeklerin beyin görüntülemesini yapsak uyuyan insanlarınkine paralel sonuçlar elde ederiz. Gene de bu veri köpeklerin bilinçdışı olduğuna kanıt olamaz; çünkü dil onlara kendini dayatmadı, bilinç de. Bununla beraber iyi gözlemciler bilir ki, insanlar müdahale etmediği, zulmetmediği takdirde hayvanlar genel olarak nevrotik semptomlar göstermezler, ya da travmatik olayları görece kolay atlatırlar. Davranışları da evrimsel ya da davranışçı bir perspektifle açıklanabilir. İnsan popülasyonuyla karşılaştırıldığında doğada mazoşistik ya da somatizasyondan muzdarip hayvan bulmak zordur (ya da ben teorim uğruna bu olguları sistematik olarak dışlıyorum, ya da düpedüz cahilim). Bağlanma ve psikopatoloji ilişkisinin örneği olarak gösterilen kaz Feli’nin özellikle travmatize edildiğini akılda tutmak gerekir. Boğaziçi Üniversitesi’nin hayvan laboratuarında fetişist bıldırcınlar vardı; ama doğaya geri dönme vakitleri geldiğinde esas sıkıntıyı kanatlarının kısalığı yaratacaktı.

Pontalis’in hikayesi dilsizlikle başlıyor, bir dil profesyoneli de olsa (felsefe profesörü, yayıncı, yazar ve psikanalist) dilin içinde kendini, kendi üzerinden dili tanıma(ma) hikayesi, olayların sırasını bölen, araya giren ve lafı uzatan bir dikkat dağıtıcı gibi tekrar tekrar devreye giriyor ve tam da bu şekilde olayları birbirine bağlayarak, kitabı anılarını anlatan bilgenin hikayesinden bambaşka bir yere taşıyor. Bir gezgin, bir kayıp, bir derviş, bir psikanalist: Kimin hikayesini dinliyoruz acaba?

“Dil salt kendini konuşur, kendini söyler, eğer biz uzun zamandır duyup konuşmakla karşısında teklifsizleşmemişsek, onu tam anlamıyla alet gibi kullanmaktan acizsek. (…) An olur, kim kimi yakalıyor bilinmez, onu ele geçirdiğimize dair bir yanılsamaya kapılırız. Gel gör ki bütün güçlerine –uçmak, dağılıp tozarmak, aynı anda her yerde olmak, kök salmak- kavuşarak yine firar eder.” (sf. 20-21).

4

Lacan: O hakikate değdi değecek gibi görünen ama hakikatın sırrına yaklaştıkça kendisi bir sır haline gelen, okura “ya yutulacaksın ya tüküreceksin” hissini veren o garip teori. Lacan’ın metinlerini ilk okur gibi yaptığımda, sonunda, demiştim, gerçeği gerçek olarak, mızıkçılık yapmadan ele alan biri var. Pozitivistler bana hep biraz mızıkçı görünür; ama istatistik, ama sayılar, ama deney, ama tekrar edilebilirlik… Dennett bile bütün o ehlikeyf haliyle biraz mızıkçı gibidir: Yapmayın canım, hepi topu bilinçsiz milyarlarca nöronuz, bu bilinç problemini bu kadar büyütmeye gerek yok, bilime biraz inanın yeter. Pontalis, Lacan raporlarında kendi dilinin imkanlarını ararken, nihayetinde kendi dergisine, kendi yayınevine, kendi kliniğine dönen, hatta çekilen – ki Pontalis Pencereler’de psikanaliz kongrelerine gitmek konusunda isteksiz olduğununu söyler – biri olur; ama dil ve dilsizlik sorularını bırakmaz. Lacan’ın Borromee sessizliklerinden önce, Pontalis’in çocukluk sessizliği vardır.

“Lacan’ın niyeti ne, diyordum içimden. Belki bize isimsiz, kesinlikle simasız bir büyük Öteki’ne dair bir fikir iletmek. Bizse bir imgeye kapılmış, (…) kalkıp küçük ötekini yansılamaya çalışıyorduk.” (sf. 116).

Pontalis’in konukları, ya da eğer onun dediği gibi hepimiz nevroza aitsek, ev sahipleri: Sartre, insanın o mu acaba diye sormaktan, okurun bir soyadı yakıştırmaktan kendini alamadığı Gilles ve Lacan. Bütün bu devinimin sonucuna dair analizi ise şu:

Taklidini yapmayı bildiğim birkaç kişinin –kimler olduğunu söylemeyeceğim- istemeden kopyası olduğuma aşağı yukarı eminim.” (sf. 133)

5

Her iyi kitap gibi bu kitap da beni başka kitaplara götürüyor. Oysa şöyle yazmalıydım: Pontalis bu kitabında kendi otobiyografisi üzerinden dil ve dilsizlikle olan ilişkisini hem edebi hem de psikanalitik bir tonda tartışıyor. Kitabın sayfaları arasında filozof, öğretmen ve bir özdeşim figürü olarak Sartre’ı, büyüleyen ve mücadele edilen başka bir özdeşim figürü olarak Lacan’ı buluyoruz. Gilles Deleuze olmasından şüphelendiğimiz bir arkadaş da Pontalis’in sayfalarında yer ediniyor. Çağımızın düşüncelerini etkileyen bu figürlere dair gündelik gözlemlerin şaşırtıcılığı ve sahiciliğinin yanı sıra Pontalis’in görüşlerinin nasıl geliştiğine de tanık oluyoruz. Nihayetinde, felsefe profesörü, yayıncı, yazar ve psikanalist Pontalis metni annesiyle kapatmayı uygun görüyor – belki bu sonların aslında başlangıç olması kadar kendi teorik ve pratik yolculuğunun da bir sürçmesidir, kim bilir?

Bir kitap beni başka kitaplara, belleğime götürüyor: “Bir süreliğine felsefenin; özellikle düzyazıda ara ara, selamsız sabahsız belirdiğinde, şiirim ben deyip hürmet beklemediğinde şiirin; kuru laftan ibaret kalmadığında psikanalizin, üzerimde aşinayı yabansı kılmak gibi bir etkisi oldu. İlk ve kalıcı aktarımımız, hep başka yerlerden gelen bir dil yetisi üzerinedir.” (sf. 21).

Bayram ziyaretlerinde sıkıldığım ergenlik yıllarından kalma bir alışkanlıkla kapatıyorum kitabı: Birilerini birileriyle konuşturup duruyorum.

Psikanaliz ve Sinema Etkinliği (İzmir)

İzmir Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Derneği’nce düzenlenen Psikanaliz ve Sinema etkinliğinin 2016/2017 dönemi  ilk  filmi  Yorgos Lanthimos  imzalı Kynodontas/Köpekdişi (2009)

Tarih : 2 Aralık Cuma 18:00

Film, izlenmesinin ardından Prof.Dr.Cem Kaptanoğlu  tarafından psikanalitik açıdan tartışılacaktır.

Adres: İzmir Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Derneği, 63 sokak no:3 Buca İzmir. http://www.izmirodag.com

Lacancı Forum Okuma Grupları

Lacancı Forum Türkiye Psikanaliz Derneği tarafından Darian Leader’ın Delilik Nedir? kitabı ve Bruce Fink’in Lacancı Psikanalize Bir Giriş kitabı üzerinden iki ayrı okuma grubu gerçekleştirilecektir.
Okuma gruplarının kontenjanları sınırlıdır ve gruplara katılım ücretsizdir. Gruplara katılmak isteyenlerden, ilgilendikleri duyurudaki mail adresine kendileri hakkında, özellikle psikanalizle ilişkilerini içeren kısa bir tanıtım yazısı göndermeleri istanmektedir. Duyuru metinleri aşağıdadır.
 
Okuma Grubu 1Darian Leader – Delilik Nedir?

Freud yıllar önce Schreber vakasını anlatırken, hezeyanların, halüsinasyonların deliliği tanımlayan özellikler değil, aksine deliliğe verilen yanıtlar olduğunu söylemişti. Ne yazık ki, Freud’dan günümüze yıllar geçmesine rağmen, anaakım psikiyatri ve psikolojide vakaların öznel deneyimlerinin yerini, birbirlerine benzeyen semptom kümeleri, insanları rakamlara dönüştüren istatistikler, susturan, hareketsizleştiren ve hissizleştiren anti-psikotik ilaçlar ve ‘gerçeklik’, ‘normallik’ dayatan, özneyi susmaya davet eden psikoterapi modelleri aldı.
Her şeyin ‘görünür’ kılındığı günümüzde, psikoz da görünür semptomlarla eş tutuldu. Oysa Schreber Tanrı’dan hamile kalarak yeni bir ırk yaratacağını düşünürken, yargıçlık görevini kusursuz bir biçimde yerine getiriyordu. İyi bir vatandaş ve aile babası olarak bilinen ve hiçbir ‘tuhaflığı’ olmadığı düşünülen Wagner insanlığın tümüne karşı işlediği bir günah olduğunu ve bu günahın yayılmaması için önce ailesini sonra da bunu bildiğini düşündüğü dokuz kişiyi öldürmüştü. Bu yüzden deliliğin apaçık ve görünür olmadığını, suskun da olabileceğini biliyoruz.
İşte ‘Delilik Nedir?’ okuma grubu Darian Leader’in kitabı üzerinden bu suskun, ‘ağzı sıkı’ deliliği Lacancı bir kulakla dinlemeye davet ediyor. Bu dinleyiş aynı zamanda özneyi özne yapanın ne olduğunu, Oidipus kompleksini anlamayı ve Lacan’ın Simgesel, İmgesel, Gerçek, Borromean Düğümü, Baba-nın-Adı, Jouissance, Sanrısal Metafor gibi kavramlarına girişi de vaat ediyor. Bu Lacancı kavramlar ile psikozun bir yaratım, keşif ve dünyada bir konum arama süreci olduğunu görmek, aynı zamanda analistin/terapistin konumunu ve klinik pratiğini de baştan sona değiştiriyor.

04.12.2016 tarihinde başlayacak, iki haftada bir olmak üzere toplam 13 oturum sürecek olan okuma grubu için keremdullger@gmail.commail adresine başvuruda bulunabilirsiniz.

1. Hafta: Lacancı Psikanalize Giriş
2. Hafta: Lacancı Psikanalitik Tanı: Psikoz
3. Hafta: Lacancı Psikanalitik Tanı: Psikoz (Paranoya, Melankoli, Şizofreni)
4. Hafta: Psikozda Dil ve Mantık
5. Hafta: Tanı Koymak

6. Hafta: Psikozun Nedenleri
7. Hafta: Tetiklenme
8. Hafta: Sanrısal Metafor
9. Hafta: Aimée
10. Hafta: Kurt Adam
11. Hafta: Shipman
12.  Hafta: Psikozla Çalışmak
13.  Hafta: Kapanış

Okuma Listesi:
Darian Leader: Delilik Nedir?
Bruce Fink: Lacancı Psikanalize Bir Giriş
Daniel Paul Schreber: Memoirs of My Nervous Ilness
Sigmund Freud: Olgu Öyküler II, Düşlerin Yorumu
M.A. Sechehaye: Bir Şizofren Kızın Güncesi

 
 
Okuma Grubu 2: Bruce Fink – Lacancı Psikanalize Bir Giriş
Bu okuma grubunda, Bruce Fink’in Özgür Öğütcen tarafından Türkçeye çevrilen Lacancı Psikanalize Bir Giriş kitabı üzerinden Lacancı psikanalize giriş yapacağız.
Bir taraftan Lacan’ın büyük Öteki, jouissanceobjet petit a, Baba-nın-adları gibi ilk bakışta kavranması zor birçok kavramını anlamaya çalışırken, diğer taraftan bu kavramların çıkış noktaları ve klinik pratikteki karşılıkları üzerine konuşacağız. Bir kişinin neden analize gelmeye karar verdiği konusundan başlayarak, arzunun analizdeki merkezi konumunu ve analizan ile analist arasındaki ilişkiyi geniş bir şekilde ele alacağız. Yine Lacan’ın özgün katkıları olan İmgesel, Simgesel ve Gerçek kategorilerini ele alacağımız bu okuma grubunda, öznenin oluşma süreci ve bilinçdışının analitik pratikteki biricik konumuyla ilgili konuşacağız. İlerleyen oturumlarda, analitik pratiğin en önemli konularından biri olan psikanalitik tanılar (nevroz,psikoz ve sapkınlık), Lacan’ın bu kategorilere getirdiği özgün katkılar ve analistin bu tanılara göre alması gereken pozisyonlar ele alınacak.
Ek okumalar, misafir katılımcılar ve vakalarla destekleyeceğimiz bu okuma grubuna, teorik olarak ve/veya pratik olarak Lacancı psikanaliz ile ilgilenen herkesi davet ediyoruz. 4 Aralık Pazar günü başlayacak olan ve iki haftada bir toplanacak olan bu okuma grubunun 13 hafta sürmesi planlanmaktadır ama gidişata göre bu sürenin uzama ihtimali vardır. Saatler ise daha sonra duyurulacaktır.
Etkinlik, Lacancı Forum Türkiye Psikanaliz Derneği tarafından düzenlenmekte olup etkinliğe katılım ücretsizdir. Bu okuma grubu Oğuzhan Nacak tarafından yürütülecektir. Etkinliğe katılmak isteyenler oguzhannck@gmail.com adresine mail atabilirler.
Planlama şu şekildedir:
1. Hafta: Genel giriş, kitabın giriş kısmı ve Analizde Arzu bölümü
2. Hafta: Hastayı Terapötik Sürece Dahil Etmek, Analitik İlişki
3. Hafta: Yorum: Arzu Alanının Açılması
4. Hafta: Arzunun Diyalektiği
5. Hafta: Tanıya Lacancı Bir Yaklaşım (L. Rodriguez: Diagnosis in Psychoanalysis’le birlikte)
6. ve 7. Hafta: Psikoz (Darian Leader-Delilik Nedir? ile birlikte)
8. 9. ve 10. Hafta: Nevroz (Colette Soler-Hyseria and Obsession, Dora ve Fare Adam’la birlikte)
11. ve 12. Hafta: Sapkınlık
13. Hafta: Arzudan Jouissance‘a, Sonsöz
 
Ek okumalar:
Sigmund Freud: Dora vakası, Fare Adam vakası
-Colette Soler: Hysteria and Obsession
-L. Rodriguez: Diagnosis in Psychoanalaysis
-Slavoj Zizek: Yamuk Bakmak
-Darian Leader: Delilik Nedir?

Lacancı Forum Çalışma Günleri 3: “Aşk, Kaygı ve Arzu”

Tarih: 8 Ocak 2017 09:00-18:00

Yer: Cezayir Salonu, Galatasaray, Beyoğlu

Konuşmacılar: Luis Izcovich, Anita Izcovich, Zehra Eryörük, Özgür Öğütcen, Ceren Korulsan

PROGRAM

09:00 – 09:30 Kayıt ve açılış

09:30 – 10:15 Luis Izcovich: “Sevince söz konusu olan seks değildir”

10:15 – 10:30 Tartışma ve sorular

10:30 – 10:45 Kahve arası

10:45 – 11:30 Anita Izcovich: “Aşk ve arzunun paradoksları”

11:30 – 11:45 Tartışma ve sorular

11:45 – 12:30 Zehra Eryörük: “Daha onurlu bir aşk”

12:30 – 12:45 Tartışma ve sorular

12:45 – 14:00 Yemek arası

14:00 – 14:45 Özgür Öğütcen “Vakalarla nevroz, psikoz ve sapkınlıkta aşk, kaygı ve arzu”

14:45 – 15:00 Tartışma ve sorular

15:00 – 15:45 Ceren Korulsan “Psikozda aşk üzerine notlar”

15:45 – 16:00 Tartışma ve sorular

16:00 – 16:15 Kahve arası

16:15 – 17:30 Luis Izcovich, Anita Izcovich, Zehra Eryörük “Aşk, kaygı ve arzu üzerine değerlendirmeler”

17:30 – 18:00 Sorular

18:00 – 18:30 Kapanış konuşması

Bilgi almak ve kayıt olmak için lacanciforum@gmail.com adresine e-mail gönderebilirsiniz.

Kayıt ücreti 100 Tl’dir.  Öğrenciler için 50 TL’dir.

Türkiye İş Bankası Cihangir Şubesi, hesap adı: Lacancı Forum Psikanaliz Derneği / TR14 0006 4000 0011 0140 3835 89 IBAN numarasına yatırdıktan sonra kesin kayıt için dekontu (kendisini ya da fotoğrafını) lütfenlacanciforum@gmail.com adresine e-mail atınız.