Psikanaliz Yazıları 30 – Wilfred R. Bion

Yayın Yönetmeni: Talat Parman
Kapak Tasarımı: Canan Suner
Yayınevi: Bağlam Yayıncılık / Psikanaliz Buluşmaları Dizisi

İçindekiler / Contents

Sunuş / Presentation
Talat Parman

Önsöz / Preface
Elda Abrevaya

Yeniden wilfred ruprecht bion / Once again wilfred ruprecht bion
Talat Parman

Bİon’un psikoza psikanalitik yaklaşımı / Bion’s psychoanalytic approach to psychosis
Elda Abrevaya

Psikotik kişiliklerin psikotik olmayanlardan ayrımı / Differentiation of the psychotic from the non-psychotic personalities
W.R. Bion
Çeviren / Translated by Pınar Padar

Bağlara saldırı / Attack on linking
W.R. Bion
Çevirenler / Translated by Ayşegül Sütçü, Gamze Özçürümez

Gerçeklik ve kurmacalar / Reality and ƒictions
Antonino Ferro
Çeviren / Translated by Feramerz Ayadi

Aktarım ve hakikat / Transference and truth
Monica Horovitz
Çeviren / Translated by Talat Parman

Dosya ötesi / other topics

Siyah kuğu – olgunlaşan dişiliğin dehşet verici tutkusu / Black swan – the monstrous passion of female adolescence
Parfen Laszig
ÇevirenLER / Translated by Reyhan Çabuker, Canan Yıldırım

Başlangıçta baba vardı / At the beginning was the father
Elda Abrevaya

Zaman ve kurmaca – çerçeve ve süreç / Time and ƒiction – setting and process
Elisabeth Skale
Çeviren / Translated by Şeyda Öztürk

İngilizce özetler / Summaries

Etkinlik duyuruları / Activities

Arzunun Sapkın Halleri

İnsan kendisinde ya da bir başkasında neyi arzular? Yaşamı, ölümü, cinselliği, kaybı, zaferi, gücü, takdiri?  Hiçbir cevap tatmin etmiyor değil mi? Acaba insan, hep düşünülenin aksine ötekini değil de, ötekinin arzusunu arzuluyor olabilir mi? Peki istek nedir, arzudan hangi noktalarda ayrılır? İkisi eşanlamlı mıdır? Fransız psikanalist Jacques Lacan’a göre istek ve arzu birbirinden farklıdır. İstek, bedenin ihtiyaçlarından kaynaklanır ve kendisine özgü biyolojik bir  işlev barındırır. İnsan arzusu ise, isteğin hem ötesindedir hem de ondan önce vardır. Bu da, arzunun isteği aştığı yani sonsuz olduğu anlamına gelir. Bu yüzden onu tatmin etmek olanaksızdır. O, her zaman söylenemez veya ulaşılamaz olana işaret ettiği için hiçbir zaman doyurulamaz. Bir amaca ulaşıldığında aslında bir şeylerin eksik kaldığı. Bu yüzden varoluşun bu oldukça çekici ve bir o kadar da karanlık odasını el yordamıyla bulup, dekore etmeye çalışmak bütün ömür boyu sürecek bir meseledir. İşte bu mühim meseleye fazlasıyla kafayı takmış bir yazar Mehmet Erte. Ve kendi gibi buna kafayı takan kahramanlar yaratmaktan da oldukça hoşlanıyor. Bunun ispatı ise Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı Arzuda Bir Sapma. Erte, bu kahramanları yaratırken okura bol miktarda psikanalitik malzeme vermeyi ihmal etmiyor. Neredeyse her karakterinde ödipal bir sorunsala, otoriteyle çatışmaya, sado-mazoşist bir tavra, ensestiyöz bir tona, fetiş özne veya nesnelere rastlayabiliyoruz. Bu anlamda oldukça cesur bir kalemi olduğu söylenebilir. Sanki tüm karakterlerin kulağına Julia Kristeva’nın “Arzu, özünde sapkındır” sözü fısıldanmış gibidir. – Tuğçe Isıyel Yazının devamı için tıklayın.

Freud’un Haklı Çıktığı 12 Konu

1) Bilinçdışı: Hiçbir şey “durduk yere” olmaz: Freud, tesadüf ya da kaza diye bir şeyin olmadığını keşfetmişti. “Tesadüfi görünen” duygular, fikirler, itkiler, arzular, olaylar ve eylemler bile önemli fakat genellikle bilinçdışı anlamlar taşır. Hayatının herhangi bir noktasında “Freudcu dil sürçmesi” nedeniyle utanç verici bir duruma düşmüş olan herhangi biri, söylediğimiz veya yaptığımız şeylerin bilinçdışı anlamını takdir edecektir. Anahtarlarınızı sevgilinizin evinde unutmak belki de sahiden de “yanlışlıkla” yaptığınız bir şeydi ama muhtemelen, en azından bilinçdışınızda, daha fazlası için geri dönmeyi arzuluyordunuz. Rüyalardan Freudcu sürçmelere ve serbest çağrışıma – genellikle gizli veya inkar edilen düşlemleri, travmaları veya güdüleri ortaya çıkarmak adına kişinin bilinçdışına dalmak, bugün halen insan davranışının tüm hakikatine erişebilmek için kilit bir önem taşır.

2) Cinsellik Herkesin hem Zayıf hem de Güçlü bir Yanıdır: Seks, her birimizin öncelikli güdüsü ve ortak paydasıdır. Bu, bizim duymak isteyeceğimiz bir mesaj değil. Bu temel Darwinci ilkeler – insanın diğer canlılara galip gelmesini sağlayanlar – bizi öylesine tiksindiriyor ki, vaktimizin çoğunu yaşamımızın karanlık taraflarını inkar ederek geçiriyoruz. En faziletli görünen bireyler bile cinsel iştahlarıyla mücadele ederler. Vatikan’ın, siyasetçilerin ve ünlülerin isimlerini benzer skandallarla duyduğumuzu düşünmek bile bunu görmeye yetecektir. Freud, insanın içindeki bu şehvet mücadelesini, Viktoryen Viyana’nın kadın ve erkeklerinde daha o zaman gözlemlemiş ve kolayca çıkarımlarda bulunmuştu.

3) Bir Puro Asla Sadece Bir Puro Değildir (olduğu zamanlar hariç): Çağdaş psikolojide yaygın kabul gören fikirlerden biri, bir şeyin belirlenmesinde kişiye özgü birden fazla unsurun rol oynadığıdır. Yani hiçbir şeyin basit bir nedeni yoktu. Yani puro, bir emzik midir? Peki. Penis midir? Olabilir. Puro mudur? Elbette. Ne var ki, tüm bu anlamların her birinin önemli çıkarımları olabileceğini söyleyecek pek kimse bulamazsınız. Burada herhangi bir görüş ayrılığı yok. O halde, haydi yakın bir puro.

4) Bedenin Her Bölgesi Erotiktir: Freud, insanların en başından itibaren cinsel varlıklar olduğunu biliyordu. Annesini emen bir bebekten ilhama alarak daha olgun yaşlardaki cinselliği şöyle örneklendirmişti: “Doymuş olan çocuğun memeyi bırakması ve annenin kolları arasında düşmesi, yanakları kırmızı bir halde mutlu bir gülümsemeyle uyuması görüldüğü zaman insan, bu görüntünün yaşamın ileriki yıllarındaki cinsel doyuma model teşkil ettiğini düşünmekten kendini alamaz”. Cinsel uyarılmanın genital bölgeyle sınırlı olmadığını da biliyordu zira bedenin kişiye özgü herhangi bir bölgesi ile erotik bağlanma sayesinde hazza ulaşılır. Elbette bu, kadın ve erkek arasındaki cinsel birleşmeyle kısıtlı değildir. Bugün bile bunu kabullenmekte zorlanan çok sayıda insan var.

5) Düşünce, Arzulamanın Dolaylı bir Yoludur: Freud, düşünme eyleminin (arzulamak ve fantezi kurmak) başlı başına doyurucu olduğunu keşfetmiştir. Hatta, fantezi kurmanın, fantezideki eylemin gerçekleşmesinden gerek zihinsel gerekse fiziksel açıdan çok daha uyarıcı ve tatmin edici olduğuna terapistler ve psikanalistler sıklıkla şahit olur. Gerçekliğin, yoğun ve canlı bir fantezi ile boy ölçüşememesi şaşırtıcı mı? Freud’un insanların bir şeyleri fantezisini kurarak gerçekleştirmeye çalıştığı gözlemini bugün sinirbilimciler hayal gücünün temeli olarak kabul etmektedir.

6) Konuşmak, İyileştirir: “Konuşan kişi hafifler” (Psikanalize Giriş Dersleri XXV). Kişi ister Freudcu psikanalize ister başka tür bir konuşma terapisine devam ediyor olsun, konuşmanın duygusal belirtileri hafifletmeye, kaygıyı azaltmaya ve kişinin zihnini özgürleştirmeye yaradığı kanıtlarla ortaya konmuştur. İlaç tedavisi ve kısa süreli terapiler belirtileri hafifletmede çoğu zaman etkili olsa da, konuşma terapisi terapi ilişkisi gibi güçlü bir araç kullanır. Kişinin yalnızca bazı belirtileri veya tanısı değil, tamamı tedaviye dahil edilir. Böylelikle, daha derin ve kalıcı bir değişim mümkün hale gelir.

7) Savunma Mekanizmaları: “Savunma mekanizması” tabiri insan davranışına dair anlayışımıza o kadar yerleşmiştir ki, onu çoğu zaman yadsırız. Ne var ki, bu da Freudların (Sigmund ve kızı Anna) geliştirip kuramsallaştırdığı bir kavramdır. Freud’a göre, savunma mekanizmaları, bilinçdışı zihnin kişiyi kaygıdan ve/ya kabul edilemez itkilerden korumak için gerçekliği manipüle etmek, inkar etmek veya çarpıtmak adına kullanıma soktuğu psikolojik stratejilerdir. Freud’un tespit ettiği savunma mekanizması türlerinden (örn. bastırma, ussallaştırma, yansıtma) belki en bilindik olanı inkardır. İnkar, kişisel boyutta olabileceği gibi (örn. bağımlılığı veya ızdıraplı bir yaşam deneyimini inkar etmek), bilimsel, sosyal ve kültürel fenomenlerin inkar edilmesi biçimini de alabilir (örn. küresel ısınma veya Holokost)

8) Değişime Direnç: Zihinlerimiz ve davranış örüntülerimiz, değişime direnmeye programlıdır. Değişim iyi yönde bile olsa, yenidir, tehditkardır ve istenmez. Psikanaliz, bu yaygın direnç ilkesini doğru tespit etmiş ve onu bilince taşıyıp ilerlemenin önüne engel koyma becerisini baltalamak için yöntemler geliştirmiştir.

9) Geçmiş, Geleceği Etkiler: 2015 yılında yaşayan bizler için bu bariz bir gerçek gibi görünebilir ama bundan 100 yıl önce, Freud bunu fark ettiğinde bir tür aydınlanma yaşamıştı. Bugün, Freud’un çocuk gelişimi ve yaşamın ilk yıllarındaki deneyimlerin sonraki yıllardaki davranışlara etkileriyle ilgili teorilerinin büyük bir bölümü sayesinde mükerrer örüntülere sıkışıp kalmış hastalar tedavi edilebilmektedir.

10) Aktarım: Geçmişin geleceği etkilemesinin örneklerinden biri de aktarımdır. Yine Freud’un geliştirdiği kavramlardan biri olan aktarım, günümüz psikoloji pratiğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Aktarım, çocukluğumuzdaki önemli ilişkilere dair güçlü duygularımızı, umutlarımızı, fantezilerimizi ve korkularımızı, bilinçdışı bir biçimde, günümüzdeki ilişkilere taşımamız anlamına gelir.

11) Gelişim: İnsanın gelişimi yaşamı boyunca devam eder; başarılı bir yaşam, her birimizin maruz kaldığı değişimlere uyum sağlama becerimize bağlıdır. Yaşamın her yeni evresi, yeni zorluklar getirir, temel hedef ve değerlerimizi yeniden değerlendirme imkanı sunar.

12) Uygarlığın Bedeli, Nevrotik Huzursuzluktur: “Saldırganlık eğilimi, uygarlığın önündeki en büyük engeldir,” der Freud. İnsanın saldırganlığı konusuna onun kadar kadar gözü kara yaklaşan düşünür azdır. I.Dünya Savaşı’nın etkileri henüz dinmediği ve Yahudi karşıtlığı giderek kendini hissettirmeye başladığı bir dönemde yayınlanan Uygarlığın Huzursuzluğu’nda (1929), “İnsan insanın kurdudur. Bu önermeye itiraz etmeye kim cesaret edebilir?” “İnsanlar, sevilmek isteyen nazik yaratıklar değildir,” diye yazar Freud bugün de en az o günkü kadar geçerli olan sözcüklerle, ” daha ziyade, insanlar içgüdüsü saldırganlık olan yaratıklardır.” “Bizler düşmanla karşılaşmaya devam ediyoruz… o düşman, kendimiziz. Ne var ki, eğer biz değişemezsek, uygarlığımıza ne olacak?”

II. Dünya Savaşı’ndaki Nazi işgalcileri Freud’u yasakladılar ve ona saldırdılar, tıpkı daha sonra Komünistlerin de yapacağı gibi. New Yorker’ın editörü David Remnick, bir Hamas liderinden alıntı yapar. Buna göre, İsrail yok edilmelidir çünkü “medya Yahudilerin kontrolü altında. Ahlaki değerleri yerle bir eden kişi Freud’du ve o bir Yahudiydi”.

Ama Freud, Amerika’yı sevmiyordu. Amerikalıların cinselliklerini sağlıksız bir para takıntısına dönüştürdüklerine inanıyordu.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Alman bir arkadaşına şöyle yazmıştı: “Daha iyi bir insan sınıfı bile olmayan bu vahşilere maddi yönden bağımlı olmamız hazin değil mi?”

İroniktir ki, en nihayetinde Freud’un düşüncelerinin eşsiz mirasını en çok saklayan da yine Amerika olmuştur.

 

Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/blake-fleetwood/the-12-things-sigmund-fre_b_7225976.html

Çeviri metin Psike İstanbul facebook sayfasından alınmıştır.

 

İPD 2015 Etkinlik Takvimi (Ekim-Aralık)

Müzik ve Psikanaliz 7
11 Ekim 2015
“Kayıp şarkılar”

***

6. Kıbrıs Psikanaliz Günleri
17-18 Ekim 2015
“Yerli yerinde, yersiz yurtsuz”

***

XVII. Uluslararası İstanbul Psikanaliz Buluşmaları
6-7 Kasım 2015
“Dönüşüm”

***

7. Bursa Psikanaliz Günleri
21-22 Kasım 2015
“Annelik ve babalık”

***

Perdeden divana: Sinema ve Psikanaliz Sempozyumu 9
12 Aralık 2015
“Kayıp”

İstanbul Psikanaliz Derneği
http://www.istanbulpsikanalizdernegi.com
e-mail: istanbulpsikanaliz@yahoo.com
tel/faks: 0212-2477505

Kırmızı Kitap – Carl G. Jung

kırmızı kitap

Çeviri: Okhan Gündüz

Yayınevi: Kaknüs Yayınları

Bu derûnî hayalleri izlediğim yıllar, hayatımın en önemli dönemleriydi. Diğer her şey buradan yola çıktı. (…) Tüm hayatım, bilinçdışından patlak veren gizemli bir çağlayan gibi, bazen beni yıkabilecek kadar güçlü olan bu akıntıyı anlamaya çalışmakla geçti. (…) Sonrası sadece sınıflandırma, bilimsel değerlendirme ve hayata tatbik etme. (…)

-C.G. Jung

C.G. Jung’un 1957 yılında, ölümünden beş sene önce dile getirdiği yukarıdaki satırlar, 1914 ile 1930 yılları arasında Kırmızı Kitap üzerinde çalıştığı yılları anlatır. İsmi, Jung’un takipçileri tarafından seksen yılı aşkın bir süredir bilinse de eser, 2009 yılında yayımlanana kadar okuyucunun istifadesine sunulamadı. Kitabın yayımlanması, psikoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Arketip, kolektif bilinçdışı, persona, anima, animus gibi kavramlardan oluşan temel kuramının nasıl ortaya çıktığını Jung’un kendi kaleminden okuma fırsatı doğdu. Jung’un bu deneyimi psikoterapiyi, hastalıkların tedavisinden ibaret olmaktan çıkarıp kişiliğin yüksek düzeyde gelişmesinin bir vasıtasına dönüştüren “bireyselleşme sürecini” bizzat nasıl yaşadığını anlatıyor. Modern tarihin hakiki vizyonerlerinden birini yaratan Kırmızı Kitap, ancak “kategoriler ötesi” diye nitelendirilebilir.

İnsan olmanın ne anlama geldiğini araştıran bu kitap, psikanaliz tarihinin ötesine geçerek C.G. Jung’u Karl Marx, Georg Orwell ve tabii ki Sigmund Freud gibi devrim yaratan düşünürlerin arasına yerleştiriyor.

-Sara Corbett, New York Times

Dante’nin İlahî Komedya’sı, Joyce’un Ulysses’si, Goethe’nin Faust’unda dile getirilenlerle örtüşen Kırmızı Kitap, Nietsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’üne bir cevap niteliğindedir. Nietsche’nin ileri sürdüğünün aksine “Tanrı ölmemiştir. O, insanın dışındaki dinî, millî ve siyasi yapılarda aranmak yerine tek tek bireylerin yaşamlarının içerisinde keşfedilmeli ve ‘mücadele edilmeli’dir.”

-B. Hill, amazon.com okuyucu yorumu