LGBTQ Konuları: Robert Benedetti ile Çalışma Grubu (Ankara)

ANADOLU PSİKANALİTİK PSİKOTERAPİLER DERNEĞİ ETKİNLİĞİ

DİL:  Seminer dili İngilizcedir, ardıl çeviri Uzm. Dr. Hande Karakılıç tarafından yapılacaktır.

TARİH ve SAAT: 21 Haziran 2015, Pazar, 10.00-18.00

YER:  Cumhuriyet Gazetesi Sergi Salonu, Ahmet Rasim Sokak, No:14, Çankaya, ANKARA

REZERVASYON TELEFON: (0312) 428 11 17

ÜCRET:  70 TL, Öğrenci ve APPD Üyeleri; 50 TL

KAYIT: Yer sayısı kısıtlı olduğu için lütfen önceden rezervasyon yaptırınız

PROGRAM:

10.00-11.15: LGBTQ Hastalarıyla Psikoterapi İle İlgili Konulara Genel Bir Bakış

11.15-11.30: Kahve Arası

11.30-13.00: Ait Olma – Eşcinsel Erkek Bir Psikanaliz Adayının Otobiyografik Hikâyesi – Yorumlar ve Tartışma

13.00-14.30: Öğle Yemeği

14.30-16.00: “Acı Çeken Yabancı Ve Acı Çeken Terapist” – Paralel Travmanın Teorik Ve Klinik Sonuçları: Hasta Ve Analist Eş Zamanlı Sarsıcı Bir Kayıp Yaşadığında

16.00-16.15:  Kahve Arası

16.15-18.00:  Türkiye’den Bir Vakanın Sunumu Ve Tartışma

18:00: Kapanış

(*) Robert Benedetti, Ph.D, 30 yıldan fazla bir süredir kamuda ve özel kliniğinde psikoterapistlik yapmaktadır. Psikoloji, Sosyal Hizmetler, İtalyan Dili ve Edebiyatı alanlarında lisans eğitimi olan Benedetti, yüksek lisansını Sosyal Hizmetler, doktorasını ise Psikoloji alanında yapmıştır.  Ayrıca, adli psikolog olarak çalışmış ve adli psikoloji alanlarında 20 yıldan fazla yöneticilik yapmıştır. Ulusal Psikoterapi Enstitüsü,New York,(National Institute for the Psychotherapies in NewYork) Çağdaş Psikanaliz alanında psikanalist adayı ve Ulusal Çağdaş Psikoterapi ve Psikanaliz Enstitüsü, Washington (Institute of Contemporary Psychotherapy and Psychoanalysis) üyesidir. Saint Elizabeths Hastanesi Psikoloji Fakültesi ve Washigton’da bulunan Georgetown Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Fakültesi’nde çalışmaktadır.

Benim Öğrettiklerim – Jacques Lacan

Benim Ogrettiklerim

Çeviri: Murat Erşen

Yayınevi: Monokl

Burada bir araya getirilen üç konferansın her biri bir komando harekatıdır. Lacan rastlantıya bağlı dinleyicilerin önüne paraşütle atlar. Kim olduğunu ve ne yaptığını onlara anlatmak için bir saati vardır. Onları şu tezatlara duyarlı kılar: a) Bilinçdışı kabul görmüştür, artık kimseyi şaşırtmaz, ama bu sadece bir propaganda etkisiyle böyledir: psikanalize alışılmıştır, ama onu zaten bilinene geri götüren “yutturmacalar” kullanan bir tedavi tarzına alışır gibi. b) Bununla birlikte, psikanaliz eşi benzeri olmayan bir deneyime buyur eder. Freudcu bilinçdışı öncesi olmayan bir yeniliktir. Bu şekilde açıklığa kavuşturulan olgular ortak duyunun apaçıklıklarıyla da felsefenin varsayımlarıyla da bir tutulamaz. Ciddiye alındıklarında, bu olgular her şeyi yepyeni bir tazelikle düşünmeyi gerektirir. Lacan’ın kendisi bu işe canla başla girişir, çünkü o öylece bulunmuştur (anekdotlar). Onun yöntemi herkesin bildiği şeyden yola çıkmaktır. Sonra, farkına varılmadan, ustaca, oyun oynarcasına, şaşırtıcı kavramları art arda patlatır: Kendi kendini düşünmeyen düşünce; dil olan bir bilinçdışı; “beyin üstünde bir örümcek misali” bir dil; “hakikatte delik açan” bir cinsellik; bu hakikatin başladığı bir Başka; ondan doğan ve ancak bir kayıp pahasına kendisinden kurtulunan bir arzu; ve tüm bu paradoksların, “psişizm” denen şeyden ayrı bir mantığa karşılık geldiği fikri. Jacques-Alain Miller

Freud ve Lacan (Louis Althausser)

Açıkça söyleyelim şunu: Bugün, Freud’un gerçekleştirmiş olduğu devrimci buluşu kavramak; yalnızca varlığını kabul etmek değil de, anlamını da bilmek isteyen kimse, bizi Freud’dan ayıran ideolojik önyargıların uçsuz bucaksız alanını aşıp geçmek için eleştirel ve kuramsal büyük çabalar harcamak zorundadır. Çünkü, ilerde görüleceği gibi Freud’un buluşu, özleri bakımından kendisine yabancı bilgi dallarına (biyoloji, ruhbilim, toplumbilim, felsefe) indirgenmekle yetinilmemiş; birçok psikanalizci (özellikle Amerikan okuluna bağlı olanlar), bu revizyonizmin suç ortağı olmakla kalmamış; dahası, bu revizyonizmin kendisi, psikanalizi konu edinen ve ona gadreden olağanüstü sömürüye nesnel olarak hizmet de etmiştir. Bundan ötürü, bir zamanlar (1948’de) Fransız Marksçıları, bu sömürünün, ideolojik mücadelede, Marksçılığa karşı bir kanıt; bilinçleri yıldırmak ve şaşırtmak için pratik bir araç olarak kullanıldığını boşuna söylememişlerdi.

Ne var ki bugün, sözü geçen Marksçıların, iç yüzünü açığa çıkardıkları bu ideolojinin, dolaylı ya da dolaysız olarak özel bir biçimde kurbanı olduklarını söyleyebiliriz. Bunun nedeni, Fransız Marksçılarının, bu ideolojiyi, Freud’un devrimci buluşu ile karıştırmaları ve böylece pratikte, düşmanın dayanak noktalarını olduğu gibi kabullenmeleri, onun özel durumunu benimsemeleri ve düşmanın kendilerine kabul ettirdiği imgede, psikanalizin kalp gerçekliğini algılamalarıdır. Marksçılık ile psikanaliz arasındaki ilişkilerin bütün tarihi, özü bakımından, bu karışıklığa ve sahteciliğe dayanır.

Bu durumdan sıyrılmanın çok güç olduğunu, bu ideolojinin yerine getirdiği işlevden anlayabiliriz. Gerçekten de bu durumda, «egemen» fikirler, «egemenlik altına alma» rolünü kusursuz bir biçimde oynamışlar, bu fikirlerle savaşmak isteyenlere, onlar farkına varmaksızın kendilerini kabul ettirmişlerdi. Aynı güçlüğü, bu sömürüyü olanaklı kılan psikanalitik revizyonizmin varlığıyla da açıklıyoruz: Gerçekten de, ideoloji derekesine düşüş, psikanalizin, biyolojiciliğe, ruhbilimciliğe ve toplumbilimciliğe[1] düşmesiyle başlamıştır.

Bu revizyonizmin, yetkesini (otoritesini), yeni bir buluş yapan herkes gibi bu buluşunu, o gün el altında bulunan ve bundan ötürü başka amaçlar için kurulmuş olan kuramsal kavramlar içinde düşünmek zorunda kalan Freud’un (Marx da, buluşunu, belli birtakım Hegelci kavramlar içinde düşünmek zorunda kalmamış mıydı?) bazı karanlık kavramlarına dayandırdığını da kolayca görüyoruz. Yeni bilimlerin tarihinden biraz haberi olan ve bir buluşu, ilk ortaya çıktığında dile getiren, ama bilgilerin ilerleyişiyle battallaşarak daha sonra maskeleyen kavramlarda, bu buluşun ve nesnesinin indirgenmez yanını saptayıp ayırt etme kaygusunda olan bir kimseyi şaşırtacak bir şey yoktur burada.

Demek ki bugün, Freud’a dönüş, şunların yapılmasını gerekli kılıyor:

  1. Freud’un, gericiliğin elinde sömürülmesinin ideolojik kabuğunu kaba bir şaşırtmaca olarak bir yana atmakla yetinmemek;
  2. Psikanalitik revizyonizmin şu ya da bu ölçüde bilimsel bilgi dallarının büyüleyici etkisiyle desteklenen daha ince anlam karışıklıklarına düşmekten de kaçınmak;
  3. Ve nihayet, Freud’un kullandığı kavramlarda, bu kavramlar ile taşıdıkları düşünce içeriği arasındaki gerçek epistemolojik ilişki’yi bulup tanımak ve tanımlamak için ciddi bir tarihsel-kuramsal eleştiri çabasına girişmek.

Fransa’da, Lacan’ın pratikte başlattığı bu üç katlı ideolojik eleştiri (1., 2.) ve epistemolojik aydınlatma çalışması (3.) yapıl­maksızın, Freud’un buluşu, özgüllüğü içinde, ulaşamadığımız bir şey olarak kalacaktır. Freud’un gerici ideolojik sömürülüşünü reddetsek de; biyolojik-ruhbilimsel-toplumbilimsel revizyonizmin çeşitli türlerini, şu ya da bu ölçüde bilinçsizce benimsesek de, bize sunulmuş olanı Freud’un kendisi sanarak kabul etmek zorunda kalışımız, daha da sakıncalı olacaktır. Her iki durumda da, ideolojik sömürünün ve kuramsal revizyonizmin belirtik ya da örtük kategorilerinin, farklı düzeylerde tutsağı olmaktan kurtulamayacağız. Marx’ın düşüncesinin, düşmanları tarafından nasıl çarpıtıldığını bilen Marksçılar, Freud’un da kendi bakımından, başına benzer şeylerin geldiğini ve gerçek bir «Freud’a dönüş»ün kuramsal önemini kavrayabilirler.

Böylesine önemli bir sorunu irdelemek isteyen bu denli kısa bir yazının, ele aldığı soruna hıyanet etmek istemiyorsa, esasla yetinmek; bu nesneyi aydınlatmanın kaçınılmaz önkoşulu olan şeyi yaparak, yani bir ilk tanımını vermek için psikanalizin nesnesini, bu nesnenin saptanmasını sağlayan kavramların içine oturtmakla sınırlı kalmak zorunda olduğunu da kabul edeceklerdir sanırım. Bundan ötürü, bu kavramları, kaba bir vülgarizasyon açımlamasıyla bayağılaştırmayarak ve çok daha uzun bir yazıyı gerektirecek gerçek bir çözümlemeden geçirerek geliştirmeye de kalkışmayarak, her bilimsel bilgi dalında olduğu gibi elden geldiğince şaşmaz bir biçimde ortaya koymak gerektiğini de kabul edeceklerdir.

Herkesin yapabileceği bir ciddi Freud ve Lacan incelemesi, bu kavramların değerini doğru olarak saptayabilecek ve şimdiden zengin sonuçlar ve vaatlerle yüklü bu kuramsal düşünüm [reflexion] alanında askıda kalmış sorunların tanımlanması olanağını yaratacaktır.

(…)

[1] Gerçekleri, yalnızca biyolojiye, ruhbilime, toplumbilime indirgeyerek tek yanlı bir biçimde açıklamaya kalkışan anlayışlar söz konusu burada. (Ç.N.)

Çeviri: Selahattin Hilav, Yazko Felsefe, Sayı: 1

Yazının devamı için tıklayın.

Psikanalitik Bakış Açısından Çiftleri Anlamak ve Onlarla Çalışmak

İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ
KLİNİK PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

Psikanalitik Bakış Açısından Çiftleri Anlamak ve Onlarla Çalışmak
Psikiyatrist, Psikanalist, Dr. Kaspars Tuters

Tarih: 26 Haziran 2015, Cuma
Saat: 10:00 -14:00
Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü E4 – 305

Sunum dili İngilizcedir ve çeviri yapılmayacaktır.

Bu çalıştayda erken dönem çocukluk ilişkilerinin yetişkin dönemdeki yakın ilişkilere etkisi incelenecektir. Özellikle, çözümlenmemiş içsel dinamiklerin bu ilişkilerde kendilerini tekrarlamalarına yer verilecektir. Ayrıca, ilişkilerde çok sıklıkla tekrarlanan yansıtma ve yansıtmalı özdeşim dinamikleri vaka örneği üzerinden tartışılacaktır.

Dr. Kaspars Tuters
Toronto Üniversitesi, Psikiyatri Bölümü öğretim üyesidir. Psikanaliz eğitimini İngiliz Psikanaliz Enstitüsü’nde tamamlamıştır. Toronto Psikanaliz Derneği Yönetim Kurulu üyesi olup, 40 yılı aşkın bir süredir alanda çalışmalarına devam etmektedir.

KİMLER KATILABİLİR?

Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar (Psikolog, Psikiyatr, Psikolojik danışman, klinik sosyal hizmet uzmanı, Psikiyatri hemşiresi) ve bu alanlarda okumakta olan öğrenciler.

ÜCRET:

Uzmanlar: 50 TL
Öğrenciler: 20 TL
İst. Bilgi Üniv. Klinik Psikoloji YL Prog. Öğrenci, öğretim elemanları ve mezunlarından ücret alınmayacaktır

BAŞVURU:

Eğitim başvuruları Gizem Köksal’a (eğitim asistanı) yapılmalıdır.

e- posta: gzmkoksal@gmail.com<mailto:gzmkoksal@gmail.com>

* Kayıtlar başvuru sırasına göre kabul edilmektedir. Katılımcı sayısı sınırlıdır.

** Kayıt sürecinde öncelikle Gizem Köksal’a isim, meslek/eğitim durumu, hangi kayıt kategorisinden başvurulduğu bilgilerini içeren bir e-posta gönderilerek kontenjan durumu kontrol edilmeli ve ön kayıt yaptırılmalıdır; ön kayıt teyidi alındıktan sonra bir hafta içinde ödeme tamamlanmalı ve ödeme dekontu Gizem Köksal’a e-posta yolu ile ulaştırılmalıdır. Kesin kayıt için teyit mesajı alınmadığı sürece kayıt işleminiz tamamlanmış olmayacaktır.

Bu sürece uyulmadığı takdirde yaşanacak problemler katılımcıların sorumluluğundadır.

ÖDEME BİLGİLERİ:

Ödemelerin yapılacağı banka hesap ve IBAN bilgileri aşağıdadır:

Hesap No : 403 / 6201302 İstanbul Bilgi Üniversitesi

IBAN : TR20 0006 2000 4030 0006 2013 02

Ödeme yapılırken açıklama kısmında “AK 82 801” kodunun mutlaka belirtilmesi gerekmektedir.

Unutmak ve Hatırlamak Üzerine* (Sigmund Freud)

Psiko-analitik tekniğin ilk günlerinden bu yana ne çok değiştiğini öğrencilere tekrar tekrar hatırlatmayı önemli buluyorum. Başlangıçta, Breuer’in katarsisi döneminde, belirtinin ilk oluştuğu an mercek altına taşınıyor, bu durumda rol oynamış zihin süreçlerinin yeniden canlandırılması için uğraşılıyor ve bu sayede onların bilinçli faaliyetle boşaltılacağı düşünülüyordu. Hipnotik durumun da yardımıyla, hastanın hatırlaması ve duygularını boşaltması hedefine yönelik olarak çalışılıyordu. Bir sonraki dönemde ise hipnozdan vazgeçildi ve temel görev hastanın hatırlayamadıklarını serbest çağrışımlarından çıkarmaya dönüştü. Yorumlarla ve yol açtığı sonuçların hastayla paylaşılmasıyla, direnç aşılacaktı. Belirtinin oluşmasına yol açan durumların yanında, hastalığın patlak vermesinin ardında yatan diğer durumlar da odak dahilinde kaldı. Gelgelelim, duyguların boşaltılması unsuru geri plana düştü ve sanki, psiko-analizin temel kuralıyla da uyumlu olarak, yerini hastanın kendi serbest çağrışımlarının eleştirisini aşabilmesi için yapması gereken çalışmanın maliyeti aldı. Son olarak ise bugün kullandığımız teknik geliştirildi. Bu teknikte, analist belirli bir an veya sorunu odak noktasına taşıma çabasından vazgeçer. Mevcut durumda hastanın zihninin yüzeyinde ne varsa onunla çalışmakla yetinir. Yorum sanatını ise burada ortaya çıkan dirençleri fark etmek ve hastaya gösterebilmek amacıyla kullanır. Böylece, yeni bir görev dağılımı ortaya çıkar: Doktor, dirençlerin üstün geldiği durumlarda bunları hastaya görünür kılar; böylelikle hasta da unutulan durumları ve bağlantıları rahatlıkla ifade edebilir. Birbirinden farklı da olsalar, bu tekniklerin hepsinin amacı aynıdır. Betimlemeci bir dille ifade edersek, bu amaç, hafızadaki boşlukları doldurmaktır; dinamik bir dille ifade edecek olursak, bastırmaya bağlı dirençleri aşmaktır.

(…)

Unutmak, bilhassa da obsesif nevrozun farklı biçimlerinde, büyük oranda düşünsel bağlantıların çözülmesiyle, doğru sonuçlara varılamamasıyla ve anıların soyutlanmasıyla kısıtlıdır.

Bir kaide olarak, hiçbir anısının geri getirilemeyeceği özel bir deneyim kümesi vardır. Had safhada önem taşıyan bu deneyimler çocukluğun oldukça erken dönemlerinde gerçekleşmiş ve o dönem anlaşılamasa da sonradan anlaşılıp yorumlanmıştır. Bunlardan, rüyalar sayesinde haberdar olunur. Nevrozun dokusu öyle ikna edici kanıtlar sunar ki, insanın inanmaktan başka çaresi kalmaz. Ayrıca, dirençleri aşıldıktan sonra, hastanın artık bu deneyimleri kabul etmemek için onları hatırlamama (hiç aşina gelmemesi) gerekçesini öne sürmeyeceğinden emin olabiliriz. Gelgelelim, bu mesele hassas bir dikkat gerektirdiği gibi bizi yeni ve çarpıcı pek çok unsurla da tanıştırdığından daha uygun bir malzeme üzerinden[1] tartışmak üzere şimdilik rafa kaldıracağım.

Bu yeni teknik sayesinde, olayların böyle keyifli ve tıkır tıkır işleyişinden geriye çoğu zaman pek bir şey kalmaz. Bir noktaya kadar hipnotik teknikle çalışılıyormuş gibi davranan ancak sonraları bunu bırakan vakalar da vardır. Diğerleri ise başından itibaren farklı davranır. Aradaki farkı ön plana çıkarmak için kendimizi bu ikinci türden vakalarla kısıtlarsak, hastanın unuttuğu ve bastırdığı şeylerin hiçbirini hatırlamadığını, bunları eyleme döktüğünü söyleyebiliriz. Bunu bir anı olarak değil, bir eylem olarak üretir; tekrarlar, ancak elbette bunu yaptığının farkında değildir.

Örneğin, hasta eskiden ebeveynlerinin otoritesine karşı savunmacı ve eleştirel bir tutumu olduğunu hatırladığını söylemez; bunun yerine, doktora bu doğrultuda davranır. Nasıl olup da kendi çocukluk dönemine ait cinsel araştırmalarına çaresizce takıldığı hatırlamaz; bir dizi karmaşık rüya ve çağrışım yaratır, hiçbir şeyde başarılı olamadığından şikayet eder, eline aldığı her işi bitirememenin onun kaderi olduğunu söyler. Bazı cinsel faaliyetlerden aşırı bir utanç duymuş olduğunu hatırlamaz, onların ortaya çıkmasından ne kadar endişe ettiğinin de farkında değildir. Gelgelelim, şu an görmekte olduğu tedaviden utandığını açıkça ifade eder ve herkesten gizler. Vesaire.

Hepsinden öte, hasta tedavisine bu tür bir tekrarla başlayacaktır. Olaylı bir yaşam öyküsü ve uzun bir hastalık tarihçesi olan bir hastayla, psiko-analizin temel kuralını paylaşıp ondan aklına geleni söylemesini istediğinizde, oluk oluk bilgi akmasını beklersiniz. Oysa genelde hastanın ilk başta söyleyecek hiçbir şeyi olmaz. Sessiz kalır ve aklına hiçbir şeyin gelmediğini söyler. Elbette bu, herhangi bir şey hatırlamaya karşı bir direnç olarak öne çıkan homoseksüel tutumun tekrar edilmesinden ibarettir [s. 138]. Hasta tedavide olduğu müddetçe bu tekrar zorlantısından kaçamaz. Nihayetinde ise, onun bu şekilde hatırladığını anlarız.

[1] Elbette, burada ‘Kurt Adam’dan ve onun dört yaşında gördüğü rüyadan söz ediliyor. Freud bu makaleyi yazdığı süreçte analizini henüz tamamlamıştı ve muhtemelen bir yandan da vaka öyküsü yazmakla meşguldü. Bu vaka öyküsü ise ancak dört yıl sonra yayınlanacaktı (1918b). Ne var ki, Freud bundan evvel, Giriş Dersleri’nin (1916-17) XXIII numaralı dersinin son kısmında özel bir grup çocukluk anısıyla ilgili bir tartışmaya girmiştir.

Kaynak: Freud, S. (1914). Remembering, Repeating and Working-Through (Further Recommendations on the Technique of Psycho-Analysis II). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Volume XII (1911-1913): The Case of Schreber, Papers on Technique and Other Works, 145-156

Bu makale, teknik içeriğinin yanı sıra, ‘tekrar zorlantısı’ ve ‘derinlemesine çalışma’ kavramlarının ilk defa kullanılması sebebiyle de değer taşımaktadır.