Unutmak ve Hatırlamak Üzerine* (Sigmund Freud)

Psiko-analitik tekniğin ilk günlerinden bu yana ne çok değiştiğini öğrencilere tekrar tekrar hatırlatmayı önemli buluyorum. Başlangıçta, Breuer’in katarsisi döneminde, belirtinin ilk oluştuğu an mercek altına taşınıyor, bu durumda rol oynamış zihin süreçlerinin yeniden canlandırılması için uğraşılıyor ve bu sayede onların bilinçli faaliyetle boşaltılacağı düşünülüyordu. Hipnotik durumun da yardımıyla, hastanın hatırlaması ve duygularını boşaltması hedefine yönelik olarak çalışılıyordu. Bir sonraki dönemde ise hipnozdan vazgeçildi ve temel görev hastanın hatırlayamadıklarını serbest çağrışımlarından çıkarmaya dönüştü. Yorumlarla ve yol açtığı sonuçların hastayla paylaşılmasıyla, direnç aşılacaktı. Belirtinin oluşmasına yol açan durumların yanında, hastalığın patlak vermesinin ardında yatan diğer durumlar da odak dahilinde kaldı. Gelgelelim, duyguların boşaltılması unsuru geri plana düştü ve sanki, psiko-analizin temel kuralıyla da uyumlu olarak, yerini hastanın kendi serbest çağrışımlarının eleştirisini aşabilmesi için yapması gereken çalışmanın maliyeti aldı. Son olarak ise bugün kullandığımız teknik geliştirildi. Bu teknikte, analist belirli bir an veya sorunu odak noktasına taşıma çabasından vazgeçer. Mevcut durumda hastanın zihninin yüzeyinde ne varsa onunla çalışmakla yetinir. Yorum sanatını ise burada ortaya çıkan dirençleri fark etmek ve hastaya gösterebilmek amacıyla kullanır. Böylece, yeni bir görev dağılımı ortaya çıkar: Doktor, dirençlerin üstün geldiği durumlarda bunları hastaya görünür kılar; böylelikle hasta da unutulan durumları ve bağlantıları rahatlıkla ifade edebilir. Birbirinden farklı da olsalar, bu tekniklerin hepsinin amacı aynıdır. Betimlemeci bir dille ifade edersek, bu amaç, hafızadaki boşlukları doldurmaktır; dinamik bir dille ifade edecek olursak, bastırmaya bağlı dirençleri aşmaktır.

(…)

Unutmak, bilhassa da obsesif nevrozun farklı biçimlerinde, büyük oranda düşünsel bağlantıların çözülmesiyle, doğru sonuçlara varılamamasıyla ve anıların soyutlanmasıyla kısıtlıdır.

Bir kaide olarak, hiçbir anısının geri getirilemeyeceği özel bir deneyim kümesi vardır. Had safhada önem taşıyan bu deneyimler çocukluğun oldukça erken dönemlerinde gerçekleşmiş ve o dönem anlaşılamasa da sonradan anlaşılıp yorumlanmıştır. Bunlardan, rüyalar sayesinde haberdar olunur. Nevrozun dokusu öyle ikna edici kanıtlar sunar ki, insanın inanmaktan başka çaresi kalmaz. Ayrıca, dirençleri aşıldıktan sonra, hastanın artık bu deneyimleri kabul etmemek için onları hatırlamama (hiç aşina gelmemesi) gerekçesini öne sürmeyeceğinden emin olabiliriz. Gelgelelim, bu mesele hassas bir dikkat gerektirdiği gibi bizi yeni ve çarpıcı pek çok unsurla da tanıştırdığından daha uygun bir malzeme üzerinden[1] tartışmak üzere şimdilik rafa kaldıracağım.

Bu yeni teknik sayesinde, olayların böyle keyifli ve tıkır tıkır işleyişinden geriye çoğu zaman pek bir şey kalmaz. Bir noktaya kadar hipnotik teknikle çalışılıyormuş gibi davranan ancak sonraları bunu bırakan vakalar da vardır. Diğerleri ise başından itibaren farklı davranır. Aradaki farkı ön plana çıkarmak için kendimizi bu ikinci türden vakalarla kısıtlarsak, hastanın unuttuğu ve bastırdığı şeylerin hiçbirini hatırlamadığını, bunları eyleme döktüğünü söyleyebiliriz. Bunu bir anı olarak değil, bir eylem olarak üretir; tekrarlar, ancak elbette bunu yaptığının farkında değildir.

Örneğin, hasta eskiden ebeveynlerinin otoritesine karşı savunmacı ve eleştirel bir tutumu olduğunu hatırladığını söylemez; bunun yerine, doktora bu doğrultuda davranır. Nasıl olup da kendi çocukluk dönemine ait cinsel araştırmalarına çaresizce takıldığı hatırlamaz; bir dizi karmaşık rüya ve çağrışım yaratır, hiçbir şeyde başarılı olamadığından şikayet eder, eline aldığı her işi bitirememenin onun kaderi olduğunu söyler. Bazı cinsel faaliyetlerden aşırı bir utanç duymuş olduğunu hatırlamaz, onların ortaya çıkmasından ne kadar endişe ettiğinin de farkında değildir. Gelgelelim, şu an görmekte olduğu tedaviden utandığını açıkça ifade eder ve herkesten gizler. Vesaire.

Hepsinden öte, hasta tedavisine bu tür bir tekrarla başlayacaktır. Olaylı bir yaşam öyküsü ve uzun bir hastalık tarihçesi olan bir hastayla, psiko-analizin temel kuralını paylaşıp ondan aklına geleni söylemesini istediğinizde, oluk oluk bilgi akmasını beklersiniz. Oysa genelde hastanın ilk başta söyleyecek hiçbir şeyi olmaz. Sessiz kalır ve aklına hiçbir şeyin gelmediğini söyler. Elbette bu, herhangi bir şey hatırlamaya karşı bir direnç olarak öne çıkan homoseksüel tutumun tekrar edilmesinden ibarettir [s. 138]. Hasta tedavide olduğu müddetçe bu tekrar zorlantısından kaçamaz. Nihayetinde ise, onun bu şekilde hatırladığını anlarız.

[1] Elbette, burada ‘Kurt Adam’dan ve onun dört yaşında gördüğü rüyadan söz ediliyor. Freud bu makaleyi yazdığı süreçte analizini henüz tamamlamıştı ve muhtemelen bir yandan da vaka öyküsü yazmakla meşguldü. Bu vaka öyküsü ise ancak dört yıl sonra yayınlanacaktı (1918b). Ne var ki, Freud bundan evvel, Giriş Dersleri’nin (1916-17) XXIII numaralı dersinin son kısmında özel bir grup çocukluk anısıyla ilgili bir tartışmaya girmiştir.

Kaynak: Freud, S. (1914). Remembering, Repeating and Working-Through (Further Recommendations on the Technique of Psycho-Analysis II). The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Volume XII (1911-1913): The Case of Schreber, Papers on Technique and Other Works, 145-156

Bu makale, teknik içeriğinin yanı sıra, ‘tekrar zorlantısı’ ve ‘derinlemesine çalışma’ kavramlarının ilk defa kullanılması sebebiyle de değer taşımaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s