Freud’dan Hayat Dersleri

Yazar: Brett Kahr

Çeviren: Şeyda Öztürk

Yayınevi: Sel Yayıncılık

Psikanalizin babası olarak bilinen Sigmund Freud 1856’da doğdu ve yaşamının büyük bölümünü Viyana’da geçirdi. Bilinçdışı zihin, bastırma, rüyaların anlamı ve diyalog yoluyla klinik tedavi yöntemi konularında devrimler yaptı. İnsanın iç dünyası üzerine Freud’un geliştirdiği ve bu kitapta onun en büyük eserlerinden alıntılarla yoğrulan düşünceler, daha iyi birer yetişkin olma, geçmişimizle yüzleşme, tutkularımızla başa çıkma ve tevazuya ulaşmaya giden yolda bugün bizlere rehberlik edebilir.

Alain de Botton öncülüğünde “gündelik yaşam için parlak fikirler” sloganıyla yola çıkmış The School of Life (Hayat Okulu) ve yine onun editörlüğünde hazırlanan “Hayat Dersleri” kitapları, büyük bir düşünürü ele alarak gündelik çıkmazlarımıza cevap olabilecek düşüncelerinin altını çiziyor. Geçmişten gelen bu bilge sesler bizler için hayatı dönüştürücü esin kaynakları olabilir.

Yazar Hakkında

BRETT KAHR, Çocuk Akıl Sağlığı Merkezi’nde psikoterapi ve akıl sağlığı üzerine klinik araştırmalar yürüten bir profesör. Kendisi aynı zamanda Freud Müzesi’nin mütevelli heyetinde yer alıyor. Londra’da bireylere ve çiftlere psikoterapi hizmeti veriyor.

Beden Deneyimi Psikopatolojisi

beden-deneyimi-psikopatolojisi20151107080458

Yazarlar: Rosine Debray, Christophie Dejours, Pierre Fedida

Çevirmen: Özen Alemdar

Yayınevi: Bağlam Yayıncılık

Psikanaliz dünyasında, yıllar boyunca, hastalık halinde bedende olan biten şeyler tartışmalı bir konu olarak süregelmiştir. Genel olarak somatizasyonların yaşamın iki uç döneminde sık olduğu kabul görür: Bebeklikte ve çocuklukta; daha sonra tekrar yaşlılık döneminde.?(…)?Paris Psikosomatik Kurumu’nun kurucusu Pierre Marty’nin psikosomatik bakış açısı, biri 1976’da yayımlanan ‘Bireysel yaşam ve ölüm hareketleri’, diğeri 1980’de yayımlanan ‘Psikosomatik düzen’ adlı iki önemli eserinde tam açıklamasını bulmuştur. Marty burada psike/soma ikiliğinin terk edilmesini salık verir ve insanın bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ancak bu karmaşık bütünün genel dengesinin kişinin hayat akışının bir döneminde sonsuz sayıda, değişken ve farklı düzenlemelerin sonucu olduğunu ortaya koyar. Bu düzenlemelerin her biri, kendince, bir denge halinin -ya da dengesizliğin- gerçekleşmesine katkıda bulunur, ki bu da söz konusu kişinin psikosomatik ekonomisine tekabül eder.?

-ROSINE DEBRAY-
(Tanıtım Bülteninden)

Psikanaliz Yazıları 14 – Annelik

sunuş
TALAT PARMAN

önsöz
AYÇA GÜRDAL KÜEY

annelik üzerine: bir psikanalitik sözlük denemesi
TALAT PARMAN

annelik ve kadınsılık
ELDA ABREVAYA

anneliğe dair…
VEHBİ KESER

emziren anne
AYÇA GÜRDAL KÜEY

ana tanrıça’nın kutsal memesi
ZEHRA KARABURÇAK ÜNSAL

anne ol(a)mama
TEVFİKA TUNABOYLU-İKİZ

sürgün ve annelik
ÖZGE ERŞEN

türk mitolojisinde anne
MUHARREM KAYA

dosya ötesi

dirençli yakalarda karşı-aktarım ve aktarımlar
MARILIA AISENSTEIN / ÇEVİREN: MİNE KARAGÖZOĞLU – TALAT PARMAN

belleğimiz bizi yanılttığında
TALAT PARMAN

Değişimden dönüşüme…

Tuğçe Isıyel
Sabitfikir

İstenmeyen şey neyse onu kabullenmek, onunla barışmak, o çok arzulanan huzurun anahtarı belki de. Ve bu anahtarı, yaşam koçuyla değil, alanında uzman bir psikoterapistle bulmak, şüphesiz daha kalıcı oluyor.

Değişim, içinde biraz reddedişi de barındırarak bir şeyden başka bir şeye geçmektir, dönüşüm ise kabullenişle var olanı işlemek, başka bir forma getirmek… Dönüşüm daha naif, daha derin, daha tanıdık olabilirken, değişim daha hoyrat, daha reddedici, daha yabancı olabilmektedir. O yüzden belki kelimelerle oynayıp değişim yerine dönüşüm demeliyiz artık. Çünkü dönüşüm, yok etmekten ziyade, var olanı kapsayıp, ondan alacağın güçle yeni bir şey inşa ettiriyor; içsel sessizliğin eşlik ettiği bir süreçte…

ABD’li psikanalist Stephen Grosz, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ve çevirmenliğini Begüm Kovulmaz’ın yaptığı ilk kitabı İncelenen Hayatlar‘da okuyucuya onlarca dönüşüm öyküsü sunuyor. Dinlemenin, anlamanın, derinliğin öykülerini aktarıyor. Grosz’un deyişiyle bu öyküler, sadece sözcükleri değil, aradaki sessiz boşlukları da dinlemenin öneminden bahsediyor. Bu öyküler, Stephen Grosz’un 25 yıllık mesleki birikiminin ve 50 bin saatlik psikanaliz seanslarının sonucu. Stephen Grosz, kibirden uzak mütevazi bir duruşla mesleğin ilk yıllarında karşılaştığı zorlukları da açık yüreklilikle okuyucuyla paylaşıyor.

Kitabın alt başlığının “Kendimizi nasıl yitirir, nasıl buluruz” olması, ruhsal işleyişteki diyalektiğe oldukça hoş bir vurgu yapıyor. Kendimizi yitirmeden bulmanın, içeriden geçmeden dışarıya çıkmanın, boşalmadan dolmanın mümkün olmadığını ispatlıyor. Grosz, kitabın önsözünde etkileyici bir anekdottan bahsediyor: “Felsefeci Simone Weil, hapishanede bitişik hücrelerde kalan ve uzun zaman içinde duvara tık tık vurarak konuşmayı öğrenen iki mahkumun öyküsünü anlatır.” “Onları ayıran duvar aynı zamanda iletişim kurma araçlarıdır,” diye yazar. “Her ayrılık bir bağlantıdır.” İşte bu kitabın o duvarı anlattığını ifade ediyor Stephen Grosz.

“Övgü özgüveni nasıl yıkabilir”, “İlişkide olmamak üzerine”, “Paranoya acıyı nasıl hafifletebilir, bir felaketi nasıl önleyebilir”, “Kaybetme korkusu her şeyi yitirmemize nasıl yol açar”, “Öfke, bizi üzüntümüzden nasıl alıkoyar” gibi ilginç sorular, kitaptaki başlıklardan bazıları. Her vaka öyküsü sıradışılığıyla bir kurgu maskesi olarak karşımıza çıkarken, o maskeyi aralayıp, gerçeklikten nasıl beslendiğini görmemiz hiç zor olmuyor.

Bu başlıkların altında yer alan öyküler ise kendimizde ve çevremizde rastladığımız ve “sorun” olarak nitelendirdiğimiz bazı davranışların perde arkasını görmemizi, o sorunların belki asla tahmin edemeyeceğimiz yerlerden nasıl köklenebildiğini gösteriyor. Sadece görünene değil, görünmeyene de odaklanmamızı ve anlamamızı sağlıyor.

İncelenen Hayatlar, mesleki ve teknik bir jargondan uzak, oldukça sade ve samimi üslubuyla okuyucuya kendi dönüşümü için de bir ilham perisi yaratıyor. İstenmeyen şey neyse onu kabullenmek, onunla barışmak, o çok arzulanan sükunetin, huzurun anahtarı belki de. Ve bu anahtarı bulmak adına birtakım yaşam koçlarından medet umup, imaj maker gibi bir kişilik maker bulmaya çalışmaktansa, yüzeyselliği bir kenara bırakıp, o anahtarı alanında uzman bir psikoterapistle birlikte bulmak, onunla derinlemesine bir ilişki kurmak şüphesiz daha kalıcı oluyor.

Melanie Klein: Delilik yahut Acı ve Yaratıcılık Olarak Ana Katli (Julia Kristeva)

melanie-klein20150819103346

Yazar: Julia Kristeva
Çevirmen: Ayşegül Demir
Yayınevi: Pinhan Yayıncılık

Psikanalist, filozof ve dilbilimci Julia Kristeva için Melanie Klein, psikanaliz alanındaki en özgün yenilikçidir. Klein, çocuk psikanalizini başlatan isimdir, psikoz ve otizm üzerine olan fikirlerimizi de derinden etkilemiştir. Bilinçdışı teorisine yepyeni bir bakış açısı getirmiş ve bunu Freud’un koyduğu ilkeleri altüst etmeden yapmıştır. Kristeva bu eserinde Klein’ın yaşamını ve entelektüel gelişimini psikanaliz tarihini de ıskalamadan gözler önüne serer: Tıp okumak istese de mutsuz bir evliliğin ardından psikanalize merak salan, çocuklarını analize tâbi tutarak kendi çabalarıyla analist olan, anneyi sadece yaratıcılığın değil düşünmenin de kaynağı sayan, ana katlini ruhun gelişiminde merkez noktaya yerleştiren ve bu tarz fikirleriyle psikanaliz çevrelerini kışkırtan bir kadındır Melanie Klein.
(Tanıtım Bülteninden)