Yeni Kitap: Kişiliğin Gelişimi (C.G. Jung)

Screen Shot 2015-04-20 at 1.33.49 PM
Çeviri: Duygu Olgaç
Yayın Yönetmeni: Mahmut Sever
Editör: Adem Beyaz
Yayınevi: Pinhan Yayıncılık
Ön Sipariş: 22.04.2015
Jung, ana araştırma alanlarını ideal yetişkin kişiliği üzerine yoğunlaştırmıştır ancak bu eserde çocukluk psikolojisine eğilir. Ele aldığı meseleler esas olarak eğitim ve kişi olma sorunlarıdır. Bunu yaparken, çocuklukta görülmeye başlayan zeka, algı ve duygu bozukluklarında anne-babaların ve eğitimcilerin göz ardı edilemez rolüne vurgu yapar. Jung, anne-babaların ve eğitimcilerin psikolojisinin çocuğun gelişimi için hem olumlu hem de olumsuz getirilerinin olacağını söyler. Dolayısıyla bu kişilerin sadece eğitmeyi bilen değil aynı zamanda kendi kişiliklerini de geliştirebilen insanlar olması gerektiğinin üzerinde durur.

Yeni Kitap: Psikoterapi Pratiği (C. G. Jung)

jung pratigi

Çevirmen: Sami Türk

Yayınevi: Kaknüs Yayınları

C. G. Jung’un arzusuyla Almanca külliyatını yayımlayan yayımcıları, ilk kitap olarak Psikoterapi Pratiği’ni seçerler. Kitaba yazdığı önsözde Jung, eseri şu cümlelerle sunar:

(…) Yayımcılara bilhassa seçimlerinden dolayı da şükran borçluyum. Onlar böylelikle ruhu tanımaya dair katkımın insan üzerindeki pratik tecrübeye dayandığı gerçeğini anladıklarını göstermiş oluyorlar. Beni elli yıldan fazla süren psikoterapi pratiğinde, sonraki tüm bilgi ve çıkarımlarıma vardıran, diğer taraftan da kanaatlerimi yine, doğrudan tecrübeyle kontrol edip düzeltmeye sevk eden, bir doktorun, ruhani ıstırapları psikolojik açıdan anlamaya dair uğraşlarıdır. Geç dönem yazılarımın arasından mesela tarihî bir inceleme seçilecek olsa, hazırlıksız okuyucu elbette, kendi psikoterapi tasavvuruyla bu yazının ne alakası olduğunu çıkarmakta zorlanacaktır. (…)

Psikoterapist, sadece hastasının şahsi biyografisini değil, gelenek ve dünya görüşünün nüfuzlarının işe karışıp çok zaman belirleyici rol oynadığı, hastanın uzak yakın zihin çevresini de öğrenmelidir. Bütün bir insanı ciddiyetle anlamaya çalışan hiçbir psikoterapist, rüya dilinin sembolleriyle hesaplaşmaktan geri duramayacaktır. (…) Bunu anlamak hekime, hastasını, kendini sırf şahsiyetçi bir şekilde anlamanın boğucu darlığından çıkarıp onu, şimdiye dek sosyal, ahlaki ve zihnî gelişiminin ufuklarının genişlemesi ümidini kapatan benmerkezci tutulmuşluğundan kurtarmasına imkân sağlar.

Okuyucu bu ciltteki makalelerde sadece pratikteki görüşümün temelleri ve prensiplerine dair ipuçları değil, aşağı yukarı tamamlanmış hemen her analizin “crux”u veya en azından “the crucial experience”i anlamına gelebilecek, Freud’un dahi merkezî olarak gördüğü, aktarım problemi denen o fenomeni tarihî açıdan anlamanın bir örneğini de bulacaktır.
(Tanıtım Bülteninden)

Geri Dönüşü Yok: Bir Babanın Güncesinde ve Kızının Belleğinde Ermeni Soykırımı

geri donusu yok

Yazar: Janine Altonian

Çevirmen: Renan Akman

Yayınevi: Aras Yayıncılık

Geri Dönüşü Yok, 1915 yazında ailesiyle birlikte Bursa’dan Suriye çöllerine doğru bir ölüm yolculuğuna çıkarılan on dört yaşındaki Vahram’ın, felaket yıllarının hemen ardından kaleme aldığı güncesinin üzerine temelleniyor. Kitap, babasının defterini saklı kaldığı çekmecede onyıllar sonra keşferedek gün yüzüne çıkaran yazar Janine Altounian ile dilbilim ve psikanaliz uzmanları Krikor Beledian, Régine Waintrater ve René Kaës’in günceyi dilbilimsel, tarihsel ve psikanalitik açıdan ele aldıkları beş makaleyi de bir araya getiriyor. “Bu günce bir tür biotexte’dir, bir yaşam metnidir. […] Yaşam metni yaşamın metinle geri gelmesidir; yaşanmış bir hayatın kaleme alınmasına tanık olduğumuz bir otobiyografiden farklıdır bu. Iskalanmış, yeterince anlam düzeyine taşınamamış, başkalarıyla paylaşılamamış, sessizlik ve inkârla çevrelenmiş bu soykırım yaşantısı ruhsallığın ücra bir köşesinde sıkışıp kalmıştır. […] Pasaportlara vurulan Geri Dönüşü Yok damgasının soykırımın simgeleşmesi açısından içerdiği olumsuzluğu, yokluğu ve yasağı aşan bu kitabı soykırım üzerine yazılan ve çekmecelerde hapsolmuş tüm metinlerin yaşama geri dönmesi için, özellikle de Türkçede geri dönmesi için bir vesile, umut ve taahhüt olarak da düşünmemiz mümkün müdür?” (Bella Habip, Sunuş) (Vahram Altounian’ın güncesinden) 6 sahat sonra Hamam’a vardık. Bide baktık açlıktan çekirge yiyorlar, ölenler ise ölen ölene. Hasılı biz cadırı kurduk ama hayriim (babam) cok fena oldu, kalkamaz oldu. Tekrar “Hayde sefkiyat” dediler. Validem ise: “Hastamız gayet ağır hastadır aman rica iderim bu seferkinde duralım, gelecek sefer gideriz” dedi. Onnar ise: “Vay sen cevap veriyon” deyip hayriimin kafasına vurmaya başladılar. Validem ise: “Aman ona vurma bana vur” dedi. Ağır bir hastaya sopa vurursan ne olur. 6 gun sonra, hayriimin vefat etdiyi gun tekrar sefkiyat. Tekrar mayriimi (annemi) dövmeye başladılar da biz iki kardaş ahliyoruz ama ne fayda elimizden bir şey gelmes ki, onnar köpek surusu gadar. Mayriime diyorlar ki: “İşte hastan öldü.” Mayriim cevap verdi: “Öluyu gömelim de öyle gidelim.” “Yok herkes ne yapiyorsa siz de onu yapın” dediler. Herkezin yaptıhı şudur ki bırakıp gidiyorlar, ertesi gece çakallar parcaliyor…

Yazar Hakkında

Janine Altounian 1934 Paris doğumlu çevirmen ve yazar. 1970’ten başlayarak kırk yıl boyunca Sigmund Freud’un eserlerinin çevirmenliğini yaptı ve yazarın Presses Universitaires de France tarafından yayımlanan toplu eserleri arasıdaki dil birliğini sağlamaktan sorumlu uzman olarak çalıştı. 1915 Ermeni soykırımından sağ kurtulmayı başararak Fransa’ya sığınan bir ailede yetişen Altounian, aynı zamanda kolektif travmanın sağ kalanların dili üzerindeki etkisi ve aktarımı üzerine çalışıyor. Altounian, insanlığa karşı işlenen suçlar ve soykırımlarla ilgili araştırmalar yapan uluslararası AIRCRIGE birliğinin kurucularındandır.

Kitap Önerisi: Zihnin Kaşifi

404001

Zihnin Kaşifi
Aile Arşivinden Özgün Fotograf ve Belgelerle Sigmund Freud Biyografisi

Hazırlayan: Ruth Sheppard

Çeviri: Yonca Aşçı Dalar

Aile arşivinden özgün belgelerin tıpkıbasımları ve fotoğraflarla.

“İnsan denen yaratığın içinde yaşayan bu yarı evcil şeytanların en uğursuzunu uyandırıp savaşmak isteyen hiç kimse, benim gibi, bu mücadeleden yara almadan kurtulamaz.”

“Psikanalizin Babası” olarak anılan Sigmund Freud ve çalışmaları olmasaydı, kendimizi şimdiki kadar iyi anlayamayacaktık. Freud, “konuşma tedavisi”, serbest çağrışım ve düş yorumu gibi teknikler geliştirerek, kendi bilinçdışımıza bakışımızda bir devrim yarattı. Zihnin Kâşifi, içerdiği 150’den fazla resim, çizim ve fotoğrafın yanı sıra, titiz araştırmalar sonucu seçilen ve okuyucuya ayrı zarflar içinde sunulan 15 belge ile görsel bir biyografi niteliğinde.
Freud’un yaşamını tüm ayrıntılarıyla anlatan kitap, bu büyük adamın dünyaca tanınmasını sağlayan kuramlarını nasıl geliştirdiğini inceliyor. Daha da önemlisi Freud’un, kendi nevrozlarıyla boğuşan ve geliştirdiği tekniklerle çaresizce kendi kendisini anlamaya çalışan “insan yönünü” gözler önüne seriyor.

Zarflar içinde sunulan belgelerden örnekler:

Freud’un 1900 yılında Wilhelm Fliess’e yazdığı ve Dora olgusundan bahsettiği mektup
“Fare Adam” olgusu hakkında Freud’un kendi el yazısıyla tuttuğu notlar
Freud’un cinsellik kuramını açıklamak üzere hazırladığı bir çizim
Freud’un kişisel günlüğünden II. Dünya Savaşı öncesi hazırlık dönemini kapsayan elyazmaları

95 s. — Kuşe– Ciltli — 14 x 20 cm

İstanbul, 2012

ISBN : 9786053605393

Yeni Kitap: Sinema ve Psikanaliz 2 – Kayıp ve Zaman

Psike İstanbul Psikanaliz Kitaplığı’nın 12. kitabı “Sinema ve Psikanaliz -2. Kayıp ve Zaman” çıktı. Psikanalist Özden Terbaş’ın derlediği bu kitap kayıp nesnenin, öznedeki kaybın/eksikliğin ve zamanın izini sürerek sinemada hangi renklerle, seslerle ve sessizlikle temsil edildiğine odaklanıyor. Derlemenin giriş bölümünde öznenin doğumundan ölümüne dek yas sürecini tetikleyen farklı kayıp deneyimlerine değiniliyor:

“Başlangıçta kayıp vardır! İnsan yavrusu yaşama gözlerini açtığında rahim içi yaşamın sağladığı huzurlu ve rahat ortamı kaybeder; yaşama ağlayarak tutunur. Anne memesinden kesilmeyle devam eder kayıplarla dolu yolculuğumuz; son nefesimizi verene dek! Yaşadığımız her bir kayıp bizi kaçınılmaz bir şekilde yas sürecine sürükler; kayıp karşısındaki kırılganlığımızı ve çaresizliğimizi gözler önüne serer ve ölümsüz birer varlık olduğumuza dair bilinçdışı fantezimiz darbe alır…”

Derlemede daha sonra zamanın anlamı, zaman algısının kökeni, zamanın geçişi ve yaşam deneyimi arasındaki ilişki üzerinde duruluyor. Bu bölümde ayrıca psikanalizin zaman muammasını aydınlatmaya yönelik temel paradigmaları ve katkıları ile psikanalitik tedavi sürecinde zamanın nasıl temsil edildiği gözden geçiriliyor; psikanalizin, zamanın algılanmasına ilişkin derinlik yaratan bir deneyim olduğu vurgulanıyor:

“…Seansın başında devrede olan, analizanı düşlemsel bir dünyaya sunan annesel zamanın tersine, seans sonunda varlığı hissedilen babasal zaman, onu iç gerçekliğinden, düşlemsel dünyasından ayırır ve yeniden dış gerçekliğe davet eder. Bu deneyim sonradan anlamlandırmayla yerini bulacak, işlenecek ve derinlik sağlayacaktır. Seansın zamanının sona ermesi gibi, insanın kendi zamanının da bir sonu vardır; yani o bir ölümlüdür, eksiktir, iğdiş edilmiştir. Zaman içinde varlık olma, ölüme doğru bir varlık olmabilincinin gelişmesini sağlar. Zamana ilişkin bütün bu deneyim süreci ruhsallıkta zamanın dördüncü boyut olarak temsilinin oluşabilmesinin yolunu açacaktır…”

Derlemede film tartışmaları bölümü bir psikanalitik komedi filmiyle açılıyor: Jan Švankmajer’in Hayatta Kalmak (Kuram ve Uygulama) filmini Andrea Sabbadini’nin yorumuyla sunuyoruz. Kayıp temasına yer verdiğimiz ilk bölümde Stephen Hopkins’in Peter Sellers’in Yaşamı ve Ölümü, Tim Burton’un Büyük Balık, Ingmar Bergman’ın Yaban Çilekleri, Özcan Alper’in Sonbahar, Ouine Lecomte’un Yepyeni Bir Hayat ve Michael Radford’un 1984 filmleri psikanalitik açıdan tartışılıyor. İkinci bölümde ise Alain Resnais’nın Hiroşima Sevgilim, Peter Howitt’in Rastlantının Böylesi, Mike Leigh’in Ömrümüzden Bir Sene, Victor Erice’in Yaşam Hattı, Anne Fontaine’nin Yasak Aşk, Theo Angelopoulos’un Sonsuzluk ve Bir Gün, Steven Speilberg’in Yapay Zekâ, Harold Ramis’in Bugün Aslında Dündü, Spike Jonze’nin Aşk, Peter Weir’ın Truman Show ve Marc Forster’ın Lütfen Beni Öldürme filmleri zaman teması bağlamında ele alınıp yorumlanıyor.

Bölümlerin Yazarları

ANDREA SABBADİNİ  YAVUZ ERTEN  YEŞİM KORKUT  ÖZDEN TERBAŞ  BERRAK CİĞEROĞLU  NİLÜFER GÜNGÖRMÜŞ ERDEM  SİBEL MERCAN  İREM ANLI  NAYLA DE COSTER  MERAL ERTEN  MELİS TANIK SİVRİ