Kayıt: 0 216 566 06 84 / 0533 370 49 93
Genel
Bir Düşünce Bir Usta: Donald Meltzer/Bianca Lechevalier
Psike İstanbul bu yıl “Psikanaliz: Bir Düşünce, Bir Usta” etkinliğinde Donald Meltzer ile Bianca Lechevalier’i buluşturuyor. Psikanalizin ustalarından çocuk ve erişkin psikanalisti Donald Meltzer’in psikanalitik kurama özgün katkılarını, kendisi ile çalışma şansına sahip olmuş olan günümüz psikanalizinin önemli isimlerinden Bianca Lechevalier’den dinleyeceğiz.
Etkinlikle ilgili detaylı bilgilerin ve kayıt formunun da yer aldığı duyuru metnini pdf formatında görüntülemek için tıklayın.
TARİH: 8 Ocak Pazar
YER: İTÜ sosyal tesisleri, Maçka Kampüsü
PROGRAM
10.00-11.00 Konferans
11.00-11.30 kahve arası
11.30-12.30 tartışma
12.30-14.00 öğle yemeği
14.00-16.30 vaka çalışması
KATILIM: Teorik bölüm herkese açıktır. Vaka çalışması ruh sağlığı profesyonellerinin katılımı ile yapılacaktırr.
DİL: Fransızca olup, simultane çeviri yapılacaktır.
KAYIT ÜCRETLERİ
Katılım ücreti :180TL.
Psike İstanbul üyeleri, öğrenci ve asistanlar: 150 TL
– Kayıt ücretini İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği’nin Garanti Bankası Nişantaşı Şubesi TR68 0006 2000 1320 0006 2952 04 no’lu hesabına yatırınız. Banka dekontunu ve doldurmuş olduğunuz Kayıt Formunu (212) 224 10 03 no’lu faksa gönderiniz.
– Ödeme belgenizi ve kayıt belgelerinizi psikeistanbul@gmail.com adresine de gönderebilirsiniz. Bu durumda Kayıt Formunu ekli olarak gönderiniz ve mesajınızda banka dekont numaranızı ve ödemenizi hangi şubeden yaptığınızı belirtiniz.
Suret Sayı: 8
Dosya: Aile Salonu
Özgür Öğütcen – Ailem, Beni Dünyaya Getiren Ailem!
Yavuz Erten – Yeni Aile Yine Bir Aile mi?
Ceren Korulsan – Baba İşlevi Hakkında Notlar
Patricia Gherovici – Baba Erkek Olmak Zorunda mıdır?
Leonardo Rodriguez – Aşk(ı) Yapmak
Bülent Somay – Annelik
Baturalp Aslan – Eşcinsel Evliliği ve Günümüzde Psikanaliz
Sanem Tayman – İlk Bakıştan İlk Tanışmaya Bağların Önündek “Engeller”
Hejan Epözdemir – Seri Evliliğin Psikanalitik Okumasına İlişkin Bir Deneme!…
Psikanalitik Diyaloglar
Hakan Kızıltan – Sol Memenin Altındaki
Nancy Caro Hollander – Luis Puenzo’nun “Resmi Tarih”inde Seyirci Kalanın Psiko-politik Dinamikleri
Seza Sinanlar Uslu, Meral Erten, Berrak Karahoda, Işıl Ertüzün – Dokunun Ardındaki Suretler: Mario Prassinos’un Hayatı, Eserleri ve Pera’ya Dönüşü Üzerine Psikanalitik Çağrışımlar
Özgür Öğütcen- “Özgür İrade” Nedir?
(Tanıtım Bülteninden)
Satın almak için tıklayın.
Perdeden Divana: Sinema ve Psikanaliz Sempozyumu 10
İstanbul Psikanaliz Derneği
(Uluslararası Psikanaliz Birliği)
2016 Yılı Etkinlikleri
PERDEDEN DİVANA: SİNEMA VE PSİKANALİZ SEMPOZYUMU 10
İktidar ve Sapkınlık
Etkinlik Yeri: Aynalı Geçit Avrupa Pasajı 2. kat Galatasaray-İstanbul
Kayıt ücreti: 100 TL, İPD aday 80 TL, öğrenci ve asistan 40 TL
Önceden kayıt yapılmayacaktır. Etkinliğe katılmak isteyenler etkinlik günü kayıt yaptırabilirler. Kayıt ücretine etkinliğe katılım, kokteyl ve kahve ikramları dâhildir.
Program
9 Aralık Cuma
17:30 Açılış Kokteyli
18:30-20:15 Film Gösterimi
Köpek Dişi
(Dogtooth)
Yönetmen: Yorgos Lantimos (2009)
10 Aralık Cumartesi
9:45 Açılış Konuşmaları
10:00-11:30 Film Gösterimi
Şiddet Güzeli
(Miss Violence)
Yönetmen: Alexandros Avranas (2013)
11:30-12:00 Kahve Arası
12:00-13:30 Konferans
Dimitris Jackson ‘Sapkınlık; Hakikatin Tahrifi’
(Perversion; The Distortion of Truth)
Moderatör: Ferhan Özenen
13:30-14:30 Öğle Arası
14:30-16.00 Panel
Tevfika İkiz ‘Otorite Özerkliğe Değil de Sapkınlığa Hizmet Ederse’
Ali Ergur ‘İktidarın Direnci ve Kırılganlığı’
Moderatör: Berrin Göksu
16.00-16:30 Kahve Arası
16:30-17:30 Sunum ve Salon ile Tartışma
Kerem Akça ‘Yunan Yeni Dalgası’nda Sapkınlık, İktidar ve Yabancılaşma’
Moderatör: Hatice Nihal Aslan
Dimitris Jackson, Hellenic Psycho-Analytical Society üyesi formatör psikanalist
Tevfika İkiz, İstanbul Psikanaliz Derneği üyesi formatör psikanalist
Ali Ergur, Galatasaray Üniversitesi sosyoloji bölümü öğretim üyesi
Kerem Akça, Sinema yazarı
Dimitris Jackson’ın İngilizce yapacağı konferansta artzamanlı çeviri yapılacaktır.
İstanbul Psikanaliz Derneği Tel/Faks: 0212 247 7505
E-posta: istanbulpsikanaliz@yahoo.com
Geçmiş, Asla, Şimdi: “Başlangıçların Aşkı”nı Okuma Girişimi
Barış Özgen Şensoy
Lunar Psikoterapi
sensoyb@gmail.com
Pontalis, J. B. (2006). Başlangıçların Aşkı (Çev. B. Aliefendioğlu). İstanbul: Bağlam.
Not: Yazıdaki italikler Pontalis’e aittir.
1
“Bir çocuk mutluluğu pek az dert eder. Çocuk kaydeder, sezer, yakalar, kendini çevreleyenleri uzun süreliğine benimsemek zorunda kalır”. (sf. 61)
Bir otobiyografi nasıl iş görür? Kişiyi kendi geçmişine götürüp o deneyimleri bugünün zihniyle yeniden değerlendirmesi ile olabilir. Çocukken ne yaşadığımızı düşünmeyiz; çocuğun bunu düşünmesi ise bir olası yoksunluğa, hayal kırıklığına ve depresyona işaret eder. Ancak bir otobiyografi geçmişe dönmenin alanıdır – Proust ya da diğerleri duyumlarımızın evrenini yeniden tanımlamaya vesile olur. Elimizin altında bir yerlerde şu soru vardır: Bana da böyle mi oluyordu? Yazarın duyumunun benzerliliği, farklılığı veya yabansılığı, kendi duyumumuzu canlandırır; ki kendini kaptıranlar kendilerini kendi bugünlerini ve geçmişleri o yazarın sözcükleriyle hikaye ederken bulabilirler. Bir otobiyografi, geçmişin belleğinin bugünü ele geçirmesinden çok, bugünün kayıtsızlığının geçmişi dondurduğunu ifşa eder.
O zaman:
“Çocuk mu hafızadan yoksun, yetişkin mi çocuğu hafıza kaybına uğratıyor” (sf. 77)
2
Her zihne, daha büyük bir zihnin gölgesi düşer. Psikanalitik bir önkabul olduğunu söyleyebiliriz bunun. Bununla beraber, zaman kayıtsızdır, tarafsızdır. Güneş yükselir ve gölgelerin boyu değişmek zorundadır. Bir gün, ebeveynlerimizin bizim halihazırdaki yaşımızdan genç oldukları bir fotoğrafa bakarız: Ve masal gerçek olur, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.
Fotoğrafların yaşlanmaması gibi kitaplardaki cümleler de yaşlanmaz. Bir okur bir cümleyi okuduğu anda onu doğurur; ancak fikirler ve gölgeler aşınır. Pontalis’ten öğreniyoruz ki, en başında, o Sartre’ın öğrencisiydi. Sartre’ı o kadar yüceltmişti ki, onun bir çırpıda danslı tiyatro kurabileceğini bile düşünüyordu (sf. 49). Ancak, Bulantı’yı ezbere bilen bu felsefe öğrencisi bir psikanaliste dönüştü.
O zaman, çocuk Pontalis’e elini omzuna koyduğu bir fotoğraf bırakıp giden babasının, elini omzundan kaldırması mıdır, Başlangıçların Aşkı’nda bir Bulantı havası sezmem? Sartre’ın eli nerededir, ya da Pontalis’in omzu?
Gölgeleri en az iki kere öldürmek gerekir.
3
“Varlık dilde ikame eder”, “Dil sürçmesi bilinçdışının kendini afişe etmesidir” ya da “Dil bir yanılsamadır”. Bunların hangisine inanmalı diye kafa yordum uzun zaman ve hala yoruyorum. Bir yandan da bütün bu fikirler birbirinden büyüleyici geldiği için hepsine birden inanılabilir mi diye soruyordum; bu eskisi kadar yakıcı değil.
Genel bir ilke olarak, insanın dil ve bilinç tarafından yarılmış, doğadan özgün bir şekilde yabancılaşmış bir varlık olmak zorunda kaldığına kanaat getirdim. Bilinçdışı, biyolojik ve sonuna kadar maddi bir varlık olan insanın aynı zamanda bilinç ve dil sahibi olmasından kaynaklanan bir arızadır. Köpekler rüya görür mü; hala bilmiyorum, araştırmadım ama yüksek ihtimaldir ki uyuyan köpeklerin beyin görüntülemesini yapsak uyuyan insanlarınkine paralel sonuçlar elde ederiz. Gene de bu veri köpeklerin bilinçdışı olduğuna kanıt olamaz; çünkü dil onlara kendini dayatmadı, bilinç de. Bununla beraber iyi gözlemciler bilir ki, insanlar müdahale etmediği, zulmetmediği takdirde hayvanlar genel olarak nevrotik semptomlar göstermezler, ya da travmatik olayları görece kolay atlatırlar. Davranışları da evrimsel ya da davranışçı bir perspektifle açıklanabilir. İnsan popülasyonuyla karşılaştırıldığında doğada mazoşistik ya da somatizasyondan muzdarip hayvan bulmak zordur (ya da ben teorim uğruna bu olguları sistematik olarak dışlıyorum, ya da düpedüz cahilim). Bağlanma ve psikopatoloji ilişkisinin örneği olarak gösterilen kaz Feli’nin özellikle travmatize edildiğini akılda tutmak gerekir. Boğaziçi Üniversitesi’nin hayvan laboratuarında fetişist bıldırcınlar vardı; ama doğaya geri dönme vakitleri geldiğinde esas sıkıntıyı kanatlarının kısalığı yaratacaktı.
Pontalis’in hikayesi dilsizlikle başlıyor, bir dil profesyoneli de olsa (felsefe profesörü, yayıncı, yazar ve psikanalist) dilin içinde kendini, kendi üzerinden dili tanıma(ma) hikayesi, olayların sırasını bölen, araya giren ve lafı uzatan bir dikkat dağıtıcı gibi tekrar tekrar devreye giriyor ve tam da bu şekilde olayları birbirine bağlayarak, kitabı anılarını anlatan bilgenin hikayesinden bambaşka bir yere taşıyor. Bir gezgin, bir kayıp, bir derviş, bir psikanalist: Kimin hikayesini dinliyoruz acaba?
“Dil salt kendini konuşur, kendini söyler, eğer biz uzun zamandır duyup konuşmakla karşısında teklifsizleşmemişsek, onu tam anlamıyla alet gibi kullanmaktan acizsek. (…) An olur, kim kimi yakalıyor bilinmez, onu ele geçirdiğimize dair bir yanılsamaya kapılırız. Gel gör ki bütün güçlerine –uçmak, dağılıp tozarmak, aynı anda her yerde olmak, kök salmak- kavuşarak yine firar eder.” (sf. 20-21).
4
Lacan: O hakikate değdi değecek gibi görünen ama hakikatın sırrına yaklaştıkça kendisi bir sır haline gelen, okura “ya yutulacaksın ya tüküreceksin” hissini veren o garip teori. Lacan’ın metinlerini ilk okur gibi yaptığımda, sonunda, demiştim, gerçeği gerçek olarak, mızıkçılık yapmadan ele alan biri var. Pozitivistler bana hep biraz mızıkçı görünür; ama istatistik, ama sayılar, ama deney, ama tekrar edilebilirlik… Dennett bile bütün o ehlikeyf haliyle biraz mızıkçı gibidir: Yapmayın canım, hepi topu bilinçsiz milyarlarca nöronuz, bu bilinç problemini bu kadar büyütmeye gerek yok, bilime biraz inanın yeter. Pontalis, Lacan raporlarında kendi dilinin imkanlarını ararken, nihayetinde kendi dergisine, kendi yayınevine, kendi kliniğine dönen, hatta çekilen – ki Pontalis Pencereler’de psikanaliz kongrelerine gitmek konusunda isteksiz olduğununu söyler – biri olur; ama dil ve dilsizlik sorularını bırakmaz. Lacan’ın Borromee sessizliklerinden önce, Pontalis’in çocukluk sessizliği vardır.
“Lacan’ın niyeti ne, diyordum içimden. Belki bize isimsiz, kesinlikle simasız bir büyük Öteki’ne dair bir fikir iletmek. Bizse bir imgeye kapılmış, (…) kalkıp küçük ötekini yansılamaya çalışıyorduk.” (sf. 116).
Pontalis’in konukları, ya da eğer onun dediği gibi hepimiz nevroza aitsek, ev sahipleri: Sartre, insanın o mu acaba diye sormaktan, okurun bir soyadı yakıştırmaktan kendini alamadığı Gilles ve Lacan. Bütün bu devinimin sonucuna dair analizi ise şu:
“Taklidini yapmayı bildiğim birkaç kişinin –kimler olduğunu söylemeyeceğim- istemeden kopyası olduğuma aşağı yukarı eminim.” (sf. 133)
5
Her iyi kitap gibi bu kitap da beni başka kitaplara götürüyor. Oysa şöyle yazmalıydım: Pontalis bu kitabında kendi otobiyografisi üzerinden dil ve dilsizlikle olan ilişkisini hem edebi hem de psikanalitik bir tonda tartışıyor. Kitabın sayfaları arasında filozof, öğretmen ve bir özdeşim figürü olarak Sartre’ı, büyüleyen ve mücadele edilen başka bir özdeşim figürü olarak Lacan’ı buluyoruz. Gilles Deleuze olmasından şüphelendiğimiz bir arkadaş da Pontalis’in sayfalarında yer ediniyor. Çağımızın düşüncelerini etkileyen bu figürlere dair gündelik gözlemlerin şaşırtıcılığı ve sahiciliğinin yanı sıra Pontalis’in görüşlerinin nasıl geliştiğine de tanık oluyoruz. Nihayetinde, felsefe profesörü, yayıncı, yazar ve psikanalist Pontalis metni annesiyle kapatmayı uygun görüyor – belki bu sonların aslında başlangıç olması kadar kendi teorik ve pratik yolculuğunun da bir sürçmesidir, kim bilir?
Bir kitap beni başka kitaplara, belleğime götürüyor: “Bir süreliğine felsefenin; özellikle düzyazıda ara ara, selamsız sabahsız belirdiğinde, şiirim ben deyip hürmet beklemediğinde şiirin; kuru laftan ibaret kalmadığında psikanalizin, üzerimde aşinayı yabansı kılmak gibi bir etkisi oldu. İlk ve kalıcı aktarımımız, hep başka yerlerden gelen bir dil yetisi üzerinedir.” (sf. 21).
Bayram ziyaretlerinde sıkıldığım ergenlik yıllarından kalma bir alışkanlıkla kapatıyorum kitabı: Birilerini birileriyle konuşturup duruyorum.
