“Dr. Sigm. Freud u. Frau”*

Alper Hasanoğlu
23.11.14
Radikal

*Dr. Freud ve karısı

Prof. Dr. Sigismund Scholomo Freud’un güçlü kadınlara bir zaafı vardı. Bu kadınlardan biri Lou Andreas Salomé’ydi. Nietzsche’nin âşık olup evlenme teklif ettiği, büyük Alman şairi Rilke’nin gençlik yıllarında hastalıklı bir aşk yaşadığı ve Freud’un ünlü Çarşamba toplantılarına katılma izni verdiği tek kadın. Hatta Cumartesileri düzenlediği dost toplantılarına iştirak etme hakkı da vardı. Lou Salomé kendisi analizden geçmemesine rağmen, Freud’un izniyle Berlin’deki ilk psikanaliz muayenehanesini açmıştı.

Marie Bonaparte ve Sigmund Freud, Paris, 5 Haziran 1938
Marie Bonaparte ve Sigmund Freud, Paris, 5 Haziran 1938

Freud’un hayatına giren diğer bir güçlü kadın Napoleon’un birkaç kuşak öteden yeğeni Marie Bonaparte’tı; Danimarka ve Yunanistan Prensesi. Belli bir süre için Freud’a analize gelmiş olup daha sonra Fransa’da psikanalizin yerleşmesine büyük katkıda bulunmuş biriydi Prenses. Hatta Freud’un yaklaşan Nazi tehlikesini fark edememesi nedeniyle içine düştüğü tehlikeden onu kurtaran ve Paris üzerinden Londra’ya kaçmasına yardım eden de oydu.

Freud’un hayatına giren ve ölene kadar da çıkmayan başka güçlü bir kadın da baldızı Minna Bernays’dır. Minna Bernays, ailesinin rızası olmamasına rağmen Freud’la nişanlanan ablası Martha’dan daha entelektüel, edebiyat tutkusu olan, asi ruhlu ve ablasına göre daha çekici bir kadındı. Freud’dan dokuz yaş küçüktü. Freud’un Martha’yla nişanlı olduğu dönemde o da Ignaz Schoenberg’le nişanlanmıştı. Üniversitede hindoloji uzmanı olan Schoenberg 24 yaşında tüberkülozdan öldü. Ölmeden kısa bir süre önce, Minna sıkıntı çekmeden yeni bir ilişkiye başlayabilsin diye, nişanı bozdu. Ama bir anlamda bu pek işe yaramadı, çünkü Minna ömrü boyunca hiç evlenmedi.

Büyük burjuva bir Yahudi ailesi olan Bernayslar, kızları Martha’nın beş parasız genç bir doktorla evlenmesine razı değildi. Bu nedenle anne, Freud’la gizlice nişanlanmış olan kızını ondan en azından mekansal olarak uzaklaştırabilmek için Hamburg’a taşındı. Bu arada bankerlik yapan babanın iflası ve ardından ölümü aileyi oldukça güç durumda bırakmıştı. Buna rağmen anne Bernays burnundan kıl aldırmıyor ve Martha’nın evlenmesine, Freud doğru düzgün para kazanmadan izin vermeyeceğini açık açık dile getiriyordu.

Yazının tamamını okumak için tıklayın.

 

Sahibinin Sesi

sahibinin sesi

Yazar: Mladen Dolar
Çeviri: Barış Engin Aksoy
Yayınevi: Metis

Slavoj Zizek’le birlikte Sloven psikanaliz okulunun kurucularından olan Mladen Dolar son yıllarda, Derrida’nın “sesmerkezcilik” teorisiyle birlikte felsefenin gündemine taşınan tartışmaya psikanaliz cephesinden son derece özgün ve ufuk açıcı bir katkıda bulunuyor. Lacan’ın, “ses psikanalitik nesnenin (yani objet a’nın) en önde gelen cisimlenişlerinden biridir,” demesine rağmen, aslında psikanalizde de bakış’a kıyasla hep gölgede kalmış bir meseleyi, ses’i önplana getiriyor Dolar.

Ses felsefi gelenekte genellikle ya bir anlam vasıtası ya da (müzikte olduğu gibi) bir estetik hayranlık kaynağı olarak görülmüştür. Dolar bunların yanı sıra, ses’e, düşüncenin kaldıracı olan bir nesne olarak da bakabileceğimizi iddia ediyor. Nesne olarak sesi farklı birçok düzeyde (sesin dilbilimi, sesin metafiziği, sesle beden arasındaki paradoksal ilişki, sesin etiği ve elbette vicdanın sesi, siyaset ve hukukta sesin ve şifahiliğin önemi, Freud ve Kafka’da sesin kullanımları vb.) ele alarak kapsamlı bir ses teorisi geliştiriyor.

Psikanaliz Seminerlerinde Mutlaka Karşılaşacağınız 11 İnsan Tipi

1. Kendini asıl konuşmacı sananlar

giphy (9)

Moderatörün ”soru ve katkılarınızı bekliyoruz” demesiyle birlikte mikrofonu kapan ve katkıda bulunayım derken ikinci bir seminer veren kişilerdir.

Evet, psikanalizde kibrit kavramı gerçekten çok önemli ve arka planda kalan, görmezden gelinmiş, deyim yerindeyse bastırılmış bir kavram. Bu vesileyle bu önemli kavrama işaret etmemizi sağlayan bu sempozyumu düzenleyenlere de teşekkür ederim. Kibritle ilgili ben şunları düşünüyorum… 

2- Romantikler

giphy (8)

Genelde agresyona değil sevgiye, dirence değil işbirliğine önem verirler. Ses tonları yumuşaktır, çağrışımsal olmaktan çekinmezler.

“AbendessenvonFreitag” kavramı hastayla terapist arasındaki bitmek bilmeyen dönüşüme, o mucizevi ilişkiye işaret etmiyor mu? Odadaki bu eşsiz dansın ne kadar kucaklayıcı olduğunu bize bir kez daha hatırlattığınız için teşekkür ederim.

3- Evde hazırlanıp gelenler

giphy (6)

Konuşmacının eski makalelerini veya kitaplarını inceleyip, sorusunu cebine koyup gelen bu  insanların sordukları soruların, güzel ve mantıklı bile olsalar, seminerle pek alakası olmaz.

Klein’ın X, Y ve Z kavramından bahsettiniz ama biliyoruz ki bir de Z ile T arasındaki ilişki var, ki bunlara siz de yazılarınızda sık sık değiniyorsunuz. Mesela M.Ö. 400 tarihli makalenizdeki dipnotta şöyle bir şey demişsiniz, bunu biraz daha açmanızı rica edebilir miyim?

4- Kendini övmek için konuşanlar

giphy (7)

Paylaşımlarında “var ya, ben ne kadar çok okudum aslında” havası vardır. Ne kadar bilge ve müthiş bir insan olduklarını göstermek için ellerinden geleni yaparlar.

Şimdi tabii Freud’un bu kavramı düşünce tarihini kökünden değiştirdi. Gerçi baktığımızda Avrupa ve Amerika ekolleri arasında bu bağlamda bazı farklar mutlaka var ki son 50 yılın literatürünü iyi kötü takip eden herkes bunu görür. Bion’un bu konuda çok enteresan bir lafı vardır, der ki…

5- Süpervizyonu beleşe getirenler

giphy (10)

Genellikle bu grupta genç katılımcılar yer alır. Seminerle alakası bile olmayan bir yerden ya da 45 dakikalık konuşmanın 15 saniyesinde bahsedilen bir ayrıntıdan yola çıkarak konuyu kendi pratiklerine getirirler.

Makarnayı peynirli yiyen ve isimlerinde C ve D olan hasta grubuyla çalışıyorum. Nelere dikkat etmemi önerirsiniz?

6- ‘Benden de süpervizyon alabilirsiniz’ciler

giphy (2)

4. maddedekilerin bir değişik versiyonudurlar. Teoriden çok pratikte iddialıyım havası estirirler. Semineri veren kişiye bir şeyler öğretme derdindelerdir.

Bahsettiğiniz vakanın rüyasında black metal söyleyen manavın, seansta cama konan kuşu temsil etme ihtimalini düşünmüş müydünüz?

7- Harıl harıl not tutanlar

giphy (11)

Yüksek enerjileriyle koltuktan düşercesine not tutar, nefes almaz, görenleri acaba bu notlara aynı enerjiyle tekrar tekrar dönüyorlar mı diye sorulara gark ederler. Teknoloji ile arası iyi olanlar ise bir yandan ses kaydı tutar bir yandan her slaytın fotoğrafını çekerek konuyu kökünden hallederler. Çıkınca da seminerin kitabını alırlar.

8- Konuşmacıyı çıkışta sıkıştıranlar

giphy (12)

Bu kişiler seminer boyunca sessiz kalıp aralarda veya çıkışta konuşmacının yanında biter, ne kadar soruları varsa özel olarak sorarlar. Bunu sorularının izleyicilerin seviyesini aştığını düşündükleri için mi yoksa fırsattan istifade konuşmacıyla arkadaş olmak için mi yaparlar, bilinmez.

9- Konuşmacıyla tanışıklığı olduğunu belli etme heveslileri

giphy (13)

Bu gruptakiler genellikle seminerin organizasyon komitesine mensuptur. Bir gün önce sabahın köründe konuşmacıyı havaalanında karşılamak zorunda kalmışlardır, akşam da topluca yemek yenmiştir. Seminerde boşluk yakalar yakalamaz mikrofonu alıp bu ‘ayrıcalıklı’ konumlarını herkese ilan etmek zorunda hissederler.

Dün akşam yemekte Sigmund Bey ile çok güzel bir sohbetimiz oldu, bana bu konuyla ilgili olarak bir vakasından bahsetti, belki dinleyicilerimizle de paylaşmak ister?

10- ‘Hazır yakalamışken bir de bunu sorayım’cılar

giphy

En temelinde magazinsel merakları olan kişilerdir. Bazı konuklarda bu meraka hak vermemek elbette elde değildir. Bazen ise sessizliği bozmak isteyen moderatör ya da organizatörler bu gruba dahil olabilir.

Yakın dostunuz olduğunu bildiğimiz Arnold Schwarzegenner’in psikanalize katkıları konusunda ne düşünüyorsunuz?

11- Sessizce herkesi yargılayanlar

giphy (3)

Yukarıda bahsi geçen insanlara her defasında maruz kalmaktan bunalan gruptur. Bu insanları yerlerinde sürekli kıpırdanmalarından, oflayıp puflamalarından ve alaycı gülümsemelerinden tanırsınız. Çoğu zaman konuşmacı dahil ortamdaki kimseyi yeterli bulmazlar ve organizasyondan mutsuz ayrılırlar.

Sonra da böyle listeler hazırlarlar!

Bir Konuk Bir Kuram 10: Fethi Benslama ile “Günümüzde İslam’da Özne Sorunu”

İSTANBUL PSİKANALİZ DERNEĞİ
(Uluslararası Psikanaliz Birliği )
2015 YILI ETKİNLİKLERİ
BİR KONUK, BİR KURAM – 10

Fethi Benslama
“Günümüzde İslam’da Özne Sorunu”

20 Haziran 2015 Cumartesi
Aynalı Geçit

PROGRAM

9.00 Kayıt
9.30- 11.00 Konferans
Günümüzde İslam’da özne sorunu Fethi Benslama
Moderatör: Talat Parman
11.00-11.30 Kahve ikramı
11.30-13.00 Konferans üzerine tartışma
Fethi Benslama Talat Parman
13.00-14.30 Öğle arası
14.30-16.00 Olgu sunumu ve tartışma
Olgu sunumu: Perge Akgün
Tartışanlar: Fethi Benslama, Elda Abrevaya

Bu yıl onucusunu düzenlediğimiz Bir Konuk Bir Kuram etkinliğinde bu kez günümüz politik sorunlarını psikanalizden yola çıkarak yorumlayan bir psikanalisti ağırlayacağız.
Tunus asıllı Fransız psikanalist Fethi Benslama, Paris Diderot Üniversitesi Psikanalitik İncelemeler Formasyon ve Araştırma Birimi (UFR d’Etudes psychanalytiques) ve Paris Uygarlıklar Enstitüsünün (Institut des Humanités da Paris) müdürüdür. Fethi Benslama göçmenlik, sürgünlük, ergenlik ve din konularıyla ilgilenmekte ve özellikle günümüzde giderek ağırlık kazanan köktenci eğilimler üzerinde çalışmaktadır. 1990-2003 yılları arasında yayınlanan kültürler ve disiplinler arası “Cahiers Intersignes” dergisini yönetmiştir. Benslama’nın Salman Rushdie’yi savunan Allak bullak eden Kurgu (Une Fiction Troublante-1989) ve Tunus halkının demokratik başkaldırısını destekleyen Aniden Devrim! Tunus’tan Arap Dünyasına (Soudain la Révolution! De la Tunisie au Monde Arabe-2011) kitapları hayli ilgi görmüştür. Ancak onun en önemli yapıtı 2002’de yayınladığı ve Türkçeye İslam’ın Psikanalizi (İletişim yay. 2005) başlığıyla çevrilen “Psychanalyse à l’épreuve de l’Islam”dır.
Fethi Benslama bu konferansında son kitabının da (İslam’da Öznellikler Savaşı La Guerre des Subjectivités en Islam-2014) konusu olan İslam ülkelerindeki güncel krizi, psikanalitik yaklaşımla ele aldığı ve “öznellikler savaşı” olarak adlandırdığı bir kuramsal çerçevede tartışacaktır.
.
Etkinlik dili: Türkçedir. Fethi Benslama’nın konferansı Fransızcadan Türkçeye çevrilecektir.
Etkinlik yeri: Aynalı Geçit, Avrupa Pasajı,2.Kat Galatasaray-İstanbul
——————————————————————————————-
Kayıt ücreti: 100 TL, IPA formasyonda aday 90 TL, İPD formasyonda aday 80 TL,
Öğrenci-Asistan: 60 TL (belge zorunlu)
Önceden kayıt yapılmayacaktır. Etkinliğe katılmak isteyenler
etkinlik günü saat 9.00’da gelerek kayıt yaptırabilirler.
Bilgi için: İstanbul Psikanaliz Derneği
Tel/Faks: 0212.266 32 11 e-mail: istanbulpsikanaliz@yahoo.com http://www.istanbulpsikanalizdernegi.com

Didik Didik Freud III

2004 yılında Şenol Ayla ile Serol Teber’in Açık Radyo’da hazırladığı Didik Didik Freud dizisinin, 17 Mayıs 2004 tarihli üçüncü programından alınmıştır. Programın tamamı için tıklayın

Şenol Ayla Peki müzikle arası nasıl Freud’un?

Serol Teber Hiç yok. Herkesin çok dikkatini çeken bir şey. Freud’un edebiyata, sanata, resme bu kadar ilgi duymasına karşılık müzikle arası hiç mi hiç yok. Eve gramofon alınmasına tahammül edemiyor. “Freud’u müzik dinlemeye ikna etmek hemen hemen olanaksız” diyor Anna Freud.

Şenol Ayla Arası yoktan öte nefret ediyor sanki değil mi?

Serol Teber Nefret ediyor, ama günlük konuşmalarında, pek çok kişinin tanıklığını biliyoruz, müzik üzerine çok ciddi eleştiriler getiriyor, çok ciddi konuşmalar yapabiliyor. Müzik bilgisi var, ama dinlemeden var. Çok zorla, gerçekten çok çok zorla, Anna’nın ya da diğer çocuklarının zoruyla birkaç kez Viyana’da konsere gidiyor, tabii Don Giovanni ve Figaro’ya bir-iki kere gidiyor. Onun dışında başka bir operayla ya da konserle ilgilendiği pek bilinmiyor.

Şenol Ayla Teknoloji ile arası da kötü herhalde.

Serol Teber Çok kötü. Telefonun sesine bile tahammülü yok. Birkaç kere telefon çaldığı zaman kırmasın diye çocukları…

Şenol Ayla …üstüne yastık kapatıyorlar…

Serol Teber Gerçekten öyle, tam öyle. Üstüne yastık kapatıp sesini kısmaya çabalıyorlar ki telefon herhangi bir kazaya kurban gitmesin diye.

Şenol Ayla Gardırobu nasıldı Freud’un?

Serol Teber Freud’un gardırobunun çok mütevazı olduğunu, hep şık görünmesine karşın çok mütevazı olduğunu söylemek mümkün. Ancak birkaç takım elbise, ama hep tertemiz ütülü- sergilendiği kadarını gördüm- birkaç çift ayakkabısı ve birkaç takım iç çamaşırı var. 3-5 tane de bavulu var. Her an geziye gitmek için kullandığı deri, çok güzel bavulları var, Viyana’daki evinde.

Şenol Ayla Ayakkabı deyince çorap geldi aklıma benim. Çorapla ilgili bir anekdot var Freud’la ilgili.

Serol Teber Var, Freud’ların evinde 27 yıl çalışan hanımın -Paula’nın- anılarında yazıyor. Her gün yıkanmasına, her gün tıraş olmasına karşılık Freud’un ayak tırnaklarını hiç kesmediğini ve çoraplarının sürekli olarak delindiği ve evdeki hanımların, onun çoraplarını örmekten gına getirdiklerini söylüyor. Buna karşılık masasının üstü her zaman tertemiz, kalemlerin her zaman uçları açılmış duruyor fakat ayak parmaklarının tırnakları çok kötü durumda.

Şenol Ayla Bunun analizi de bir şekilde mümkündür herhalde ama…

Serol Teber …evet, ikinci bir Freud beklememiz lazım.

Şenol Ayla İçkiyle de arası yok, kokainle vardı, bahsettik, ama içki ayrı bir yerde.

Serol Teber Ayrı bir yerde. Çok az likör içtiğini, arada bir içtiğini ve gene yemeklerde çok seyrek olarak şarap içtiğini biliyoruz. İçkiden uzak durmasının, ısrarla, bilinçli bir şekilde uzak durmasının nedeni bilincini bulandıracak her şeyden uzak durmasından kaynaklanıyor ve bundan korkuyor. Bu temeldeki bir korkunun da yansıması. Bilinçsiz bir anında ağzından istemediği bir söz çıkacağı ya da istemediği bir harekette bulunacağı korkusu. Freud gibi diyasporada ya da sürgünde yaşayan insanların temel korkularından birini oluşturuyor. Freud’da bu var. Yaşamının son yıllarında çok ağır sancılar içinde kıvrandığı zamanlarda bile aspirinin dışında ağrı kesici hiçbir ilaç kullanmıyor Freud, ‘bilincim bulanır, olmayacak bir şey söylerim, olmayacak bir harekette bulunurum’ diye.

Şenol Ayla Ta ki son dönemlerindeki morfinin zorunlu kullanımına kadar.

Serol Teber O zorunlu, yaşamını noktalamak için.